28 Ekim 2026, Çarşamba
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Yeni Faşizm: Maskesiz, bayraksız, alkışlı

Yeni Faşizm: Maskesiz, bayraksız, alkışlı

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
22 Nisan 2025 - Güncellenme Tarihi 20 Mayıs 2025
- Yazarlar
Okuma Süresi:7 dakikalık okuma
A A
3
Yeni Faşizm: Maskesiz, bayraksız, alkışlı
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Artık üniformalar yok. Askerî marşlar sustu. Sloganlar dev duvarlara değil, yorum kutularına yazılıyor.

“Faşizm geri mi döndü?” sorusu yanlış. Çünkü bu yeni rejim, geri dönmedi. Hiçbir yere gitmedi ki. Sadece kılık değiştirdi. Şimdi o, kürsülerde değil trend listelerinde yaşıyor. Bastırmıyor; alkışlanıyor. Yasaklamıyor; yönlendiriyor. Cezalandırmıyor; linç ediyor. Yüzü görünmüyor ama etkisi her yerde. Ve en önemlisi: Artık devlet eliyle değil, toplumun eliyle işliyor.

Klasik faşizm, Mussolini’nin göğsünde, Hitler’in çığlığında, Franco’nun yumruğundaydı. Sertti, kanlıydı, buyurgandı. Devlet, mutlak otoritesini her gün daha da yükselterek kuruyordu. Muhalifler ya zindandaydı ya mezarda. Kitaplar meydanlarda yakılıyor, fikirler “vatan haini” yaftasıyla susturuluyordu. Düşünmek, devlete karşı suçtu.

Ama artık kitaplar yakılmıyor. Yazarlar linç ediliyor. Farkı yok: Yangın hâlâ aynı.

Geçmişin otoriter rejimleri, gücü doğrudan merkezden uyguluyordu. Şimdiki yapıysa daha rafine, daha sinsi. Artık bir polis değil, bir “hashtag” susturuyor seni. Bir yasa değil, bir linç grubu cezalandırıyor. Ve korkunç olan şu: Bu kez, faşizmi devlet değil, sokaktaki sıradan insan taşıyor omuzlarında. Kimi zaman bir öğretmen, kimi zaman bir taksi şoförü, kimi zaman bir Twitter fenomeni. Hepsi aynı düzene hizmet ediyor ama kendilerinin “özgürlük savaşı” verdiklerine inanıyorlar.

1950’lerde McCarthy dönemi Amerika’sında komünist avı vardı; şimdi “duyarsız”, “karşı tarafçı”, “yeterince bizden olmayan” ya da “yanlış düşünen” avı var. O zaman FBI fişliyordu, şimdi ekran görüntüleri, anonim hesaplar, WhatsApp grupları ve yorum kolajlarıyla infaz yapılıyor. Sadece ne söylediğin değil, neyi söylemediğin de suç sayılıyor. Türkiye’de ise artık linç, sabit bir grubun değil; gündemini sürekli değiştiren, kimlik üstüne kimlik giyen bir kalabalığın işi. Bir gün “kadın düşmanı”, ertesi gün “millî değerlere aykırı”, başka bir gün “duyarsız elit” ilan ediliyorsun. Ne söylediğinden çok, kimin hoşuna gitmediğin önemli hâle geldi.

Bir tweetle işinden olabilirsin. Bir video yüzünden kariyerin bitebilir. En acısı da şu: O tweet on yıl önce atılmış olabilir. O video montaj olabilir. Kimse bağlama, niyete, tutarlılığa bakmıyor. Çünkü bu çağda infaz, delil değil; linç ihtiyacıyla başlıyor. Bir komisyonun değil, kitle psikolojisinin karar verdiği infazlar yaşıyoruz. Mahkeme yok. Savunma hakkı yok. Duruşma günü yok. Ama infaz saati tam zamanında: Prime time’da, toplu bir çöküşte.

Ve bu yeni faşizm, halkın bizzat katıldığı bir ritüel. Sadece yönetici değil, izleyici de suç ortağı. Sessiz kalan da dâhil. Orwell’in 1984’ündeki gibi değil; çünkü burada “Büyük Birader” dışarıdan bakmıyor. Herkes birbirine bakıyor. Herkes bir diğerini izliyor, bir hata kolluyor, sonra hep birlikte çullanıyor. Türkiye’de bu, artık bir milli spora dönüşmüş durumda. Siyasi fikir fark etmiyor, ideolojik ayrım önemli değil; herkes kendi mahallesinin doğrularıyla küçük bir tiran kesiliyor.

En acı olanı ise şu: Bu sistemde herkes hem infazcı hem potansiyel mahkûm. Bugün bir başkasını susturan, yarın kendi sözleriyle susturuluyor. “Linç etme” kültürü, dönüp herkesi ısıran bir yılan gibi. Çünkü bu yeni faşizm, bir ideolojiden değil; bir alışkanlıktan, bir cehalet şehvetinden, bir “güçlü olan haklıdır” inancından besleniyor.

Linç, sadece bir baskı değil; aynı zamanda bir aidiyet aracı. Kitleler, birini yok ederek birbirine tutunuyor. Günümüzün totaliterliği, devletin tekil baskısından değil, toplumun kolektif tahakkümünden doğuyor. Üstelik bu tahakküm, büyük bir ahlaki üstünlük iddiası taşıyor. Çünkü sansür artık güvenlik değil; “hassasiyet” adıyla meşrulaştırılıyor.

Tarihten bir örnek verelim: Fransız Devrimi yalnızca monarşiyi devirmedi, aynı zamanda “yeterince devrimci olmayanları” da ezdi. Kral XVI. Louis giyotine gönderildiğinde halk alkışladı; çünkü iktidar düşmüştü. Ama kısa sürede fark edildi ki, düşman sadece tahttaki değilmiş. Robespierre’in öncülüğünde başlayan Erdem Terörü, sadece krallığı değil, krallıkla “ilgili olabileceği” düşünülen herkesi hedef aldı. Devrim artık sadece bir siyasal kırılma değil, ahlaki bir saflık testi hâline gelmişti. Kim daha devrimci? Kim daha sadık? Kim daha temiz? Cevabı yeterince güçlü veremeyenler, giyotine gönderildi.

İdam edilenler arasında aristokratlar kadar devrimin kendi içindeki isimler de vardı. Düne kadar birlikte barikat kurdukların, bir sabah seni “ahlaki yozlaşma”yla suçlayabiliyordu. Çünkü düşman dışarıda değil, içeride aranıyordu. Robespierre’in “erdem” anlayışı, tartışmaya kapalı bir doğru yarattı. O doğruya itiraz değil, tereddüt bile ölüm sebebiydi. Giyotini tutan elin arkasında bir tiran değil, halkın kendisi vardı. Ve o halk, masumiyet değil; bağlılık istiyordu.

Bugün de aynı “erdem terörü” yeniden sahnede. Giyotin yok ama infaz var. Kalabalıklar artık ellerinde iplerle değil, ekran görüntüleriyle dolanıyor. “Doğru düşünmeyen” herkes, sadece yanlış değil; aynı zamanda “kötü” ilan ediliyor. Ahlaki üstünlük, tartışılabilir bir değer olmaktan çıkmış; mutlak bir inanca dönüşmüş durumda. Artık fikir tartışması değil, karakter sorgulaması yapılıyor. Hatalı bir cümle, eksik bir ifade, bağlam dışı bir söz… Tüm bunlar infaz gerekçesi. Düşüncenin bütünlüğü değil, tek bir kelimesi yeterli oluyor mahkûm edilmek için.

Ve kimse sana açıkça “sus” demiyor. Ama herkes sana “bunu nasıl söylersin” diyor. Sözünün içeriğini değil, ahlaki konumunu hedef alıyor. Bir kelimenin tonu, bir cümlenin vurgusu, hatta bazen sessiz kalman bile “suç” sayılıyor. Çünkü susturmak için artık sansür gerekmez; yeter ki konuştuğuna pişman ol. Bugün, ceza mahkemelerinden çok vicdan mahkemeleri işliyor. Ama o vicdan, bireyin değil; kalabalığın gürültülü iç sesi. Öyle bir baskı ki, artık kimse düşünmüyor; herkes “yanlış anlaşılmamak” için düşünüyor. Bu, özgürlüğün değil, korkunun dili. Ve o dilin kurbanı olanlar, sadece yanlış düşünenler değil; konuşmaya cesaret eden herkes.

Yeni faşizmin bir diğer cephesi ise görünürlük. Eskiden rejimler görünür olanı yok ederdi. Şimdi seni görünmez kılıyorlar. Algoritmalarla susturuluyorsun. Erişimin kesiliyor, görünürlüğün azaltılıyor, sesin yankılanamıyor. “Konuş ama kimse duymasın.” İşte bu, çağın en rafine sansür biçimi. İfade özgürlüğü kâğıt üzerinde var; ama kitlelerin onayı olmadan hiçbir ifade yankı bulmuyor. Kısaca: Düşünce, sadece var olmakla değil, alkış almakla değer kazanıyor.

Ve burada en büyük trajedi, bireyin kendi içinden vazgeçmesi. Artık insanlar ne düşündüğünü değil, ne düşünmesi gerektiğini düşünüyor. Otosansür, devlet zoruyla değil; dışlanma korkusuyla işliyor. Birey, sistemin korkusuyla değil, kalabalığın öfkesiyle terbiye ediliyor.

Peki bu girdaptan çıkış var mı?

Varlığını alkıştan değil, vicdandan alan bir düşünce biçimiyle olabilir. Çünkü özgürlük, fikir birliğinde değil; fikir ayrılığında anlaşılır. Kalabalığın beğenisiyle değil, bireyin cesaretiyle savunulur. Korkmayan bir insan, bin sansürcüye bedeldir. Çünkü bu çağda özgürlük, yasalarla değil, yalnızlıkla ölçülür.

Çünkü bu çağda bir düşüncenin gerçek olup olmadığını belirleyen şey ne kadar doğru olduğu değil, ne kadar yalnız kaldığıdır. Kalabalıkla aynı düşündüğünde alkış alırsın ama kendinle aynı kaldığında sınanırsın. Gerçek özgürlük işte o sınavda başlar: Seni sevmeyenlerin bile senin konuşma hakkını savunmasıyla. Aynı fikirde olmayanların bile seni duymaya gönüllü olmasıyla. Özgürlük, herkes seni alkışlarken değil, herkes sırtını döndüğünde bile sesini kaybetmemekte yatar.Vicdan, kamuoyu gibi davranmaz. Moda olmaz, trend takibi yapmaz, çoğunlukla hizalanmaz. Sessizdir ama yıkıcıdır. İçten gelir ama herkesi sarsar. O yüzden vicdana yaslanan düşünce biçimi, sadece kişisel değil; tarihsel bir başkaldırıdır.

Aslında bu çağın adını çok önceden konmuştu: Sansürün kalemi artık devlette değil, toplumun elinde. Yeni faşizm artık üniformalı değil; sivil. Bayraksız ama yıkıcı. Ve belki de en korkuncu: alkışlı. Çünkü zalimliğin alkışlandığı yerde, susturulmuş olan sadece fikir değil; insanın kendisidir.

Yeni faşizm gelmedi, biz onu çağırdık. Ve şimdi kapımızda değil, içimizde.

Etiketler: Sosyal Medya
PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Çocuğa göre gelecek hazırla, geleceğe göre çocuk hazırlama

Sonraki Haber

Üst üste kaybettiğimiz dördüncü maç oldu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

Atatürk’ün elleri
Yazarlar

Atatürk’ün elleri

28 Ekim 2026
"Vâsıl-ı cânâne kıldın âkibet": Metro sıkışıklığından vuslat kapısına
Yazarlar

“Vâsıl-ı cânâne kıldın âkibet”: Metro sıkışıklığından vuslat kapısına

28 Ekim 2026
Arkadaşım, danışman, asansör ve mevki sahibi bir çift
Yazarlar

Arkadaşım, danışman, asansör ve mevki sahibi bir çift

27 Ekim 2026
"Sür çıkar ağyârı dilden": Zihindeki lüzumsuz adamları kapı dışarı etme rehberi
Yazarlar

“Sür çıkar ağyârı dilden”: Zihindeki lüzumsuz adamları kapı dışarı etme rehberi

27 Ekim 2026
Yazarlar

Bu hafta sevgili yazar Nuran Tekbaş’a misafir olduk

27 Ekim 2026
Vâsıl-ı cânâne olmak mı, Beşevler Metrosu'nda tutunmak mı?
Yazarlar

Vâsıl-ı cânâne olmak mı, Beşevler Metrosu’nda tutunmak mı?

26 Ekim 2026
Sonraki Haber
Üst üste kaybettiğimiz dördüncü maç oldu

Üst üste kaybettiğimiz dördüncü maç oldu

Yorumlar 3

  1. Enver says:
    2 yıl önce

    Kalemine sağlık.

  2. Melis says:
    2 yıl önce

    emeğine yüreğine sağlık

  3. Ceren says:
    2 yıl önce

    Eline,emeğine,yüreğine sağlık harika olmuş.

En Güncel Haberler

Kayseri’de oto tamirhanesinde dehşet! Demir borularla dövüp tüfeği üzerlerinde kırdılar
Yerel Haberler

Kayseri’de oto tamirhanesinde dehşet! Demir borularla dövüp tüfeği üzerlerinde kırdılar

28 Ekim 2026
MEB'den yapay zeka destekli 'Yeni EBA'
Bilim & Teknoloji

MEB’den yapay zeka destekli ‘Yeni EBA’

28 Ekim 2026
Kadıköy'de yıkım kararı alınan 3 binada tahliye gerginliği
Gündem

Kadıköy’de yıkım kararı alınan 3 binada tahliye gerginliği

28 Ekim 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

69 ilde kaçakçılık operasyonu! 494 şüpheliye adli işlem, 18 tutuklama

28 Ekim 2026
Yaşam

Sık sık kazaların yaşandığı ana yol bağlantı noktasına esnaftan ‘kavşak’ talebi

28 Ekim 2026
Yaşam

Dalaman’da çay taştı, yollar göle döndü, su baskınları yaşandı

28 Ekim 2026
Yaşam

Minibüs ile çarpışan otomobil ikiye bölündü

28 Ekim 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Minibüs ile çarpışan otomobil ikiye bölündü

Minibüs ile çarpışan otomobil ikiye bölündü

- Haberton
28 Ekim 2026

Niğde'de minibüs ile çarpışarak ikiye bölünen otomobilin sürücüsü E.E. (57) ağır yaralandı. Kaza, sabah saatlerinde Niğde-Bor kara yolunda meydana geldi....

Türkiye’de dijital kimlik cüzdanı dönemi başlıyor: Kimlik ve diploma tek sistemde buluşacak

Okullarda devamsızlık takibinde yeni dönem: Öğrencilerin okuldan kopması erken tespit edilecek

Kasım 2026 kira zammı için geri sayım: Kiracıları bekleyen yeni oran nasıl hesaplanacak?

2027 evlilik desteğinde yeni dönem hazırlığı: Genç çiftlerin merak ettiği şartlar ve kredi tutarları

Güncel Haber

69 ilde kaçakçılık operasyonu! 494 şüpheliye adli işlem, 18 tutuklama

28 Ekim 2026
Sık sık kazaların yaşandığı ana yol bağlantı noktasına esnaftan ‘kavşak’ talebi

Sık sık kazaların yaşandığı ana yol bağlantı noktasına esnaftan ‘kavşak’ talebi

28 Ekim 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton