Türkiye’de özellikle son 10-15 yıldır diplomalı işsiz gençler krizi ortaya çıktı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de değişen şartlar neticesinde gençlerin üniversite sonrası iş hayatına atılmalarında çeşitli sorunlar ortaya çıkmış durumda ve bu sorunların üstesinden gelmekte zorlanıyoruz.
Peki, neden üniversiteden mezun olan gençler iş bulamıyor veya okudukları bölümden farklı sektörlere yönelmek zorunda kalıyor? Bu sorunun cevabını farklı açılardan ele alacağım. Ayrıca sizlere bazı veriler de aktaracağım.
Eski dönemde üniversite sayısı ve mezun sayısı malumunuz daha azdı. Alınan diplomanın kişiye belirli ölçüde iş garantisi sağladığı düşünülüyordu. Bir kişi üniversiteden mezun olduğunda kendi alanında kamuda veya özel sektörde istihdam edilebiliyordu. Peki, yeni dönemde ne oldu da üniversite mezunu gençler işsiz kaldı veya alanı dışında sektörlere yöneldi? Öncelikle üniversite sayıları arttı. Türkiye’de hemen hemen her genç üniversite okumaya başladı. 2000’li yıllardan itibaren ekonominin büyümesi ve istihdam ihtiyacının artmasına rağmen diplomalı gençler iş bulamamaya başladı. Piyasada bulunan şirketlerin işe alım süreçleri de yeni dönemde değişime uğradı. Eski dönemde edinilen bilgilerin güncellenmesi 10-15 yılı rahatlıkla bulabiliyordu. Ancak teknolojinin ilerlemesi ve özellikle son yıllarda yapay zekânın hayatımıza girmesiyle bilgi güncellenme süresi 2,5 yıl ile 5 yıl arasına düştü.
Bir zamanlar bir diploma ve meslek ömür boyu yeterli kabul edilirdi. Bugün ise yazılım, yapay zekâ, veri bilimi, bankacılık, muhasebe, dijital medya, siber güvenlik, mühendislik, otomasyon ve otomotiv teknolojileri gibi birçok sektörde bilgiler 2,5 ila 5 yıl içerisinde eskiyebilmektedir. Bu durum modern çağın en önemli gerçeğini ortaya koymaktadır: Artık yalnızca meslek sahibi olmak değil, sürekli öğrenen ve kendini yenileyen bir birey olmak gerekmektedir.
Yeni dönemde işverenler işe alacakları kişilerde bazı özellikler aramaktadır. Artık sadece bir işe başvururken diplomanızın olması yeterli değildir. Bunun yanında çeşitli becerilere de sahip olmanız gerekmektedir. Problem çözme, eleştirel düşünme, iletişim, insan ilişkileri, analitik düşünme, öğrenmeyi öğrenme ve etik karar verme gibi yetkinliklerin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Sizlere tavsiyem hayatınız boyunca aktif olmanızdır. Tembellik alışkanlığına yenik düşmeyiniz. Aktif olmanın yanında sertifikalı kısa programlara ve kurslara katılarak kendinizi geliştiriniz ve bilgilerinizi güncel tutunuz. Hayat boyu öğrenme yaklaşımı sizleri her dönemde aktif tutacak, iş hayatınızda ve yaşamınızın diğer alanlarında yeni fırsatlar sunacaktır.
Unutmayın; üniversite hayatınızda nasıl emek vererek diplomanızı aldıysanız, mezuniyet sonrasında da aynı çaba ve emeği sürdürmeniz gerekmektedir. Ayrıca iletişim konusunda kendinizi geliştirir ve girişken olursanız insan ağınız da genişleyecektir.
YÖK’ün 27 Mart 2026 tarihinde yayımladığı rapora göre; 2025-2026 öğretim yılında Türkiye’de 208 yükseköğretim kurumu, 6.301.434 öğrenci ve 189.868 öğretim elemanı bulunmaktadır. 2024-2025 akademik yılında 874.171 kişi yükseköğretim kurumlarından mezun olmuştur. 2025-2026 öğretim yılında yükseköğretim kurumlarına 1.393.763 kişi yeni kayıt yaptırmıştır. Aynı dönemde yükseköğretimde öğrenim gören 6.301.434 öğrencinin 5.445.808’i devlet üniversitelerinde, 838.664’ü vakıf üniversitelerinde ve 16.962’si vakıf meslek yüksekokullarında eğitim almaktadır. Öğrencilerin 2.532.769’u ön lisans, 3.348.536’sı lisans, 330.464’ü yüksek lisans ve 89.665’i doktora programlarında öğrenim görmektedir.
Bu verilere baktığımızda 6 milyondan fazla öğrenciden söz edildiği görülmektedir. Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 85 milyondur. Bu da nüfusun yaklaşık yüzde 7,4’ünün yükseköğretim kurumlarında öğrenci olduğu anlamına gelmektedir. 2024-2025 akademik yılında yaklaşık 874 bin öğrencinin mezun olduğu düşünüldüğünde, her yıl ciddi bir istihdam ihtiyacının ortaya çıktığı görülmektedir. Elbette yüksek lisans ve doktora öğrencilerini ayrı değerlendirmek mümkündür. Çünkü bu öğrenciler kendi alanlarında uzmanlaşmakta ve mesleki gelişimlerini daha yakından takip etmektedir. Dolayısıyla iş bulma fırsatları daha yüksek olabilmektedir.
OECD raporuna göre, daha yüksek eğitim seviyesine sahip bireyler genellikle daha düşük işsizlik riskiyle karşı karşıya kalmakta ve daha yüksek ücret elde etmektedir. Lise eğitimini tamamlamak işsizlik riskini azaltmada özellikle önemlidir. OECD genelinde ortalama olarak lise diploması olmayan ekonomik olarak aktif genç yetişkinlerin (25-34 yaş arası) yüzde 12,9’u işsizken, lise veya ortaöğretim sonrası eğitim almış olanların yüzde 6,9’u işsizdir. Yükseköğretim diploması alanların işsizlik oranındaki azalma ise nispeten daha düşüktür. OECD genelinde ortalama olarak yükseköğretim mezunu genç yetişkinlerin yüzde 4,9’u işsizdir.
Ancak Türkiye’de tablo farklıdır. Lise diploması olmayan genç yetişkinlerin yüzde 11,2’si işsizken, lise veya ortaöğretim sonrası eğitim almış olanların yüzde 10,2’si ve yükseköğretim mezunlarının yüzde 10,6’sı işsizdir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan raporlar yalnızca Avrupa ülkelerini değil; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi dünyanın önde gelen ekonomilerini de kapsamaktadır. Bu veriler, Türkiye’nin yükseköğretim mezunlarının istihdamı konusunda OECD ortalamasından farklı bir tablo sergilediğini göstermektedir. Dünya genelinde yükseköğretim mezunları daha düşük işsizlik oranlarına sahipken Türkiye’de durum tam tersidir.
2025 yılında İŞKUR’un Türkiye İşgücü Piyasası Araştırması Sonuç Raporu’na göre, çalışma kapsamında veri üretilen 1 milyon 730 bin 863 işyeri bulunmaktadır. Bunların 1 milyon 490 bin 179’unda 2-9 çalışan, 128 bin 499’unda 10-19 çalışan ve 112 bin 185’inde ise 20 ve üzeri çalışan yer almaktadır. Ayrıca sektörler itibarıyla en fazla işyeri sırasıyla toptan ve perakende ticaret, imalat ile ulaştırma ve depolama sektörlerinde bulunurken, en az işyeri elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektöründe yer almaktadır.
Bu rapor, en fazla çalışan talebinin toptan ve perakende ticaret, imalat ile ulaştırma ve depolama sektörlerinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, mezun olan öğrencilerin kendi alanlarında iş bulamadıkları için bu sektörlere yönelmek zorunda kaldıklarını ortaya koymaktadır. Söz konusu sektörlerde çalışmak istemeyen bazı gençlerin ise işsiz kaldıkları anlaşılmaktadır.
2025 yılında TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sanayi Politikaları ve Yatırım Ortamı Yuvarlak Masası Başkanı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır:
“İşlerin Geleceği Raporu’na göre önümüzdeki 5 yıl içerisinde mevcut işlerin yüzde 22’sinden fazlasının değişmesi bekleniyor. Bununla birlikte yine rapora göre yetkinlik açığı sorunu dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de aciliyet arz ediyor. Bu sorunla mücadelede eğitim sisteminin bilim, inovasyon ve beceri odaklı hale getirilmesi, eğitimin her kademesinde kalitenin ve kapsayıcılığın artırılması önem arz etmektedir.”
Ebiçlioğlu, Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı rapora dayanarak mevcut işlerin yüzde 22’sinden fazlasının 2030 yılına kadar değişime uğrayacağını belirtmiştir. Bu durumun Türkiye’yi de benzer şekilde etkileyeceği öngörülmektedir. Türkiye’de 2030 yılına kadar bazı meslek dallarında bilgi ve beceri yöntemlerinin güncellenmesi kaçınılmaz görünmektedir. Üniversite mezunu gençlerin gelecekte mesleklerinde kalıcı ve başarılı olmaları için kendilerini geliştirmeleri büyük önem taşımaktadır.
Tavsiyemi yinelemek gerekirse; okumaya, araştırmaya ve sertifikalı eğitim programlarına devam ederek mesleki bilgi ve becerilerinizi sürekli geliştirmelisiniz. Eğer bu gelişim ve dönüşümü sağlayamazsanız, 2030’lu yıllara geldiğimizde başarılı olma ihtimaliniz önemli ölçüde azalacaktır.
Sonuç olarak, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri takip etmek yükseköğretim mezunlarına önemli faydalar sağlayacaktır. Bunun yanında üniversite programlarının ve eğitim politikalarının da bu doğrultuda değişmesi ve dönüşmesi gerekmektedir. Akademisyenlerin ve uzmanların bu konular üzerinde daha fazla çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Bulundukları üniversitelerin yönetimlerine bu raporları sunmaları ve mezuniyet sonrası gençlerin iş bulma sorunlarını işverenlerle ortak akıl geliştirerek çözmeye çalışmaları gerekmektedir.













