Gardaşım, biz Ankara’nın parklarını nasıl unuttuk ya! Ankara’da park dediğin yer sadece ağaçlık, çimlik alan değildir; oralar Ankara insanının sosyalleşme, dertleşme ve dayıların “Doğayı kontrol etme” merkezidir!
1. Kuğulu Park (Kuğuların Psikolojisini Bozan Şehir Parkı)
Kuğulu Park’a gidersin, güya kuğuları izleyip huzur bulacaksın. Kuğular desen sanki kuğu değil, Kuğulu Park esnafı! Artık simit yemekten, poğaça otlamaktan kuğuluktan çıkmışlar, direkt “Angaralı Kuğu” olmuşlar!
Geçen gün bir sosyete bebe sevgilisini almış, kuğulara bakıp “Ayy aşkım ne kadar zarifler değil mi?” diyor.
Arkadaki tesbihli dayı dayanamadı, girdi mevzuya:
— “La bebe, ne zarafeti! O siyah olan kuğu var ya, geçen gün benim fıstıklı baklavayı kapıp kaçtı! Bunlar zarif falan değil, bildiğin Tunalı’nın bıçkın delikanlısı! Fazla yanaşma, elindeki çayı da kapar!”
2. Seğmenler Parkı (Köpeklerin İnsanlardan Daha Sosyetik Olduğu Yer)
Seğmenler’e geçersin… Sanırsın ki bütün Ankara’nın köpekleri orada diplomasi yürütüyor! Bütün bebeler çimlere yayılmış, ellerinde termoslar, gitar çalan tipler…
Ama ortam ne kadar modern olursa olsun, aradan bir Angaralı ses mutlaka yükselir!
Gitar çalan bebe romantik romantik “Akdeniz akşamları bir başka oluyor” diye söze başladı. Çimlerde oturan Bizim Erkan Dayı kafasını kaldırdı:
— “La bebe, ne Akdeniz’i! Burası Seğmenler! Vur oradan bir ‘Ankara’nın Bağları’ da çimler şenlensin! Akdeniz’e gidecek olsak AŞTİ’den otobüse bineriz, bizi darlama akşam akşam!”
3. Gençlik Parkı (Adrenalin Değil, Yürek Testi!)
Gelelim bizim efsane Gençlik Parkı’na! Lunaparkına girersin… O dönme dolaplar, “Radar”lar, “Korku Tünelleri”… İstanbul’daki lunaparklarda güvenlik uyarısı yaparlar: “Lütfen emniyet kemerinizi takınız.”
Bizim Gençlik Parkı’nda binerken zangoç gibi dayı gelir:
— “La bebe, tutun sıkıca! Düşersen ‘Sistem kilitlendi’ deriz, karışmam ha!”
Geçen gün bir genç kız dönme dolapta çığlık atıyor: “Ayyy çok yüksek düşeceğiz!”
Aşağıdan operatör dayı mikrofondan bağırıyor:
— “La kızım bağırma! Alt tarafı Tandoğan’ı tepeden gösteriyom sana! Düşsen de çimlere düşersin, bir şey olmaz, devam et!”
4. Gölbaşı (Rüzgârla İmtihan ve Mangal Dumanı)
Gölbaşı Mogan’a gidersin… Güya göl havası alacaksın. Ula gölün etrafında bir duman var, sanırsın Ankara Savaşı yeniden başladı! Bütün Ankara halkı aynı anda cızbız köfte yapıyor! Göl desen rüzgâr bir tersten eser, mangal dumanı gözünün göbeğine girer.
Geçen gün göl kenarında yürüyen bir bebe “Gözüm yandı, hiçbir şey göremiyorum!” diye bağırıyor.
Yanındaki dayı teselli ediyor:
— “La bebe, duman göz çıkarmaz, lezzet verir! Tut şu maşayı da kanatları çevir, ağlama boşuna!”
Diyeceğim o ki okur can; Ankara’nın parkları öyle süslü, romantik mekanlar değildir. Ankara parkı; çiminde çay içilen, kuğusuna simit atılan, dumanında göz yakılan ama samimiyetin dibine vurulan yerdir!













