Bizim Ankara’da acil servise gitmek her babayiğidin harcı değildir gardaşım. Hele ki yanında kardeşini götürdüysen, o acil koridoru bir anda “görevimiz tehlike” filmine dönüşebilir!
Geçenlerde bizim böbrekte yine bir taş peydah oldu. Sancı öyle böyle değil; adamı iki büklüm ediyor, nefesini kesiyor. Kardeşim Şahin’e dedim ki: “La Şahin, tut kolumdan, en yakın Onkoloji aciline sürünerek de olsa gidelim.” Şahin sağ olsun, kıyamadı, tuttuk hastanenin yolunu.
Doktor baktı, “Taş düşürüyorsun bebe!” dedi. Yazdı iğneyi, verdi serumu. Sedyeye geçtik, gencecik bir hemşire hanım geldi, “Beyefendi ayakkabılarınızı çıkarın.” dedi.
Şimdi Ankaralı adam dürüsttür, uyarısını baştan yapar. Ben hemen gardımı aldım: “Hemşire hanım, gözünü seveyim etme eyleme. Bak ben bunu çıkarırsam burada kimse nefes alamaz, bura karışır!” dedim. Ama görev aşkı işte, “Kural kuraldır” dedi. Ben de “Benden günah gitti” deyip bağcıkları çözdüm. Bir de o ara perdeyi üstümüze kapatmazlar mı!
Bağcıkları çözdüm, ayakkabı çıktı… Anam! O koku perdenin altından bir yayıldı; sanırsın acil servisin ortasında göz yaşartıcı bomba patlattılar! Yan sedyeye de nefes darlığından krize girmiş bir dayıyı getirmişlerdi. Adamcağız zaten nefes alamıyor, üzerine bir de bizim Ankara usulü kimyasal dalga çökünce gözleri yuvalarından fırladı garibimin!
O sırada bizim Şahin’e bir baktım… Ulan çocuk gözlerini ovuşturuyor ama bir yandan da kapıya doğru çaktırmadan geri geri adımlıyor! “La Şahin nereye gidiyon bebe?!” demeye kalmadan Şahin durumu analiz etmiş: “Abim hastadır, buna acilde kimse dokunmaz; ama bu ahali galeyana gelip linç girişiminde bulunursa faturayı bana keserler!” deyip topuklamış!
Esas şenlik sonra koptu! Ben iğne vurulacak diye hazırlığı yapıp sedyeye yüzüstü uzanmışım. Hemşire hanım elinde iğneyle perdeyi bir açtı, içeri girmesiyle “Üfff!” deyip perdeyi geri kapatması bir oldu! Kadın elinde iğneyle öyle bir kaçtı ki, ben orada o vaziyette açıkta, tam 20 dakika boyunca hemşirenin geri dönmesini bekledim iyi mi!
Ama işin mucizevi tarafı ne biliyor musunuz? Ben o vaziyette 20 dakika beklerken, o gerilimden ve soğuktan böbrekteki taş bile korkudan pes etti! Daha iğne vurulmadan, serum damlamadan böbreğin ağrısı şıp diye kesildi, iyi mi? Bünye “Burada durum taş ağrısından daha acil” deyip şifayı kendi kendine verdi!
20 dakika sonra zorla, tüm cesaretini toplayıp geri geldi kızcağız. Maskenin arkasından hayretle sitemi bastı: “Abi sen n’ettin ya! Ne yedin abi, ölü mü yedin?!” deyip iğneyi ve serumu öyle yapabildi.
Lafın özü canlılar; Ankara insanı uyarısını baştan yapar. “Çıkarma” diyorsak bir hikmeti vardır, dinleyeceksin! Dinlemezsen işte böyle hemşireye “Ölü mü yedin” dedirtirsin, ilaca gerek kalmadan böbrek taşını korkudan şoklayıp iyileştirirsin, öz kardeşini de acil servis kapısından arkasından izlersin!













