Buda, 2500 yıl önce öğrencilerine şunları söylüyordu: “Ey rahipler! Bu Dünya’dan göçecek olanların iki ifrattan kaçınmaları gerekir. Bu iki şey nedir bilir misiniz? Birincisi eğlencelere, zevklere, insanı alçaltan cinsel, kaba ve bayağı yararsız hazlara yer vermek, ikincisi içtenlikli olmayan, rahiplerin yüklediği sıkıntılarla soylu olmayan, yararsız bir yaşama atılmaktır. Ey rahipler! Bu iki ifrattan da kaçınan olgun insan, gözü ve gönlü açan ve insanı bilgiye, eğitime, huzura ve esine götüren yolda yürümeyi bilecektir.”1
2500 yıl öncesinin bilgesi Buda’nın Dört Kutsal Gerçeği şöyle başlar:
“Ey rahipler! Olgun insanın gözünü ve gönlünü açan ve onu bilime, huzura, eğitime, esinlere ve doruklara götürecek yol nedir? Bu yol, sekiz yol ağzına açılan öyle bir yoldur ki, şunlardır:
Doğru inanış,
Doğru bilinç,
Doğru istenç,
Doğru söz,
Doğru iş,
Doğru yaşama,
Doğru düşünüş,
Doğru eleştiri yapabilmektir. Kendiniz ve toplumunuz için gerekli aydınlığı kendiniz yaratacaksınız.
Ve bütün sıkıntıların nedeni şu üç noktada toplanır:
a) Bilgisizlik,
b) Bilgisizlikten doğan istekler,
c) Bu istekleri gidermek için yapılan davranışlar*
“Hayat yalan ”diye yazıyordu.
Gecenin ortasında bazen uykularının kaçtığını, kimi zaman geçmişe olan özleminin dağlar kadar büyüdüğünü, içindeki o tarifsiz duygularından artık iş yapamaz hale geldiğinden söz ediyordu.
“Dünya yalan, her şey yalan” diye sitemlerine devam ediyor, kendi düştüğü çukurdan doğru yolu bildiği halde çıkamıyordu.
Bu gerçek değişmeyen bir doğruydu hepimiz için. Nasıl olsa bir gün terk edeceğiz bu diyarı, ne yaparsak yapalım sonuçta kendimize yapıyoruz. Dostlukları bir tarafa bırakırken aslında kendimize de değer vermiyoruz. Yapmak istediklerimizi sürekli erteliyor, çok yaşayacakmışız gibi güzel kıyafetlerimizi bile dolaplarda saklıyoruz. En güzel eşyalarımızı, kullanılmamış ev eşyalarımızı önce kendimiz için değil, ne zaman gelecekleri belli olmayan misafirler için bekletiyoruz.
Hayat böyle bir şey işte!
Yaşamın ve hayatın özünü bir türlü kavrayamadığımız bir yanı var.
Ne kadar çok sevsek de sonunda ayrılığın kaçınılmaz olduğu ya da o sevgi bağını korumakta zorlandığımız, çoğu zaman da birbirimize esir olmak gibi bir şey yaşantımız.
Bir düşünürsek, bu kadar insan selinin içinde kaç kişiyle aynı duyguları paylaşabiliriz?
Hayatımızda hep ön sıralarında tuttuğumuz, onsuz olamayacağımız kaç kişi var ki?
Oldukça az bir sayı, değil mi?
[Kaynak: 1Sidarta Gotama, yaygın olarak Buda olarak bilinir, MÖ 6 veya 5. yüzyılda Hindistan’da yaşadığı tahmin edilen ve Budizm’in kurucusu olduğu düşünülen din adamı. “Buda” bir lakap olup kendisine ölümünden yüzyıllar sonra atfedilmiştir. Sanskritçede “uyanmış kişi” anlamına gelen Buda,[4] peşine düştüğü yaşam ve ölümün ardındaki gerçeğin arayışı sonucu Sidarta Gotama’da oluşan ruhani aydınlanmayı anlatmak için kullanılan bir ünvandır. Başka dinlerde de kutsal bir figür olarak kabul edilir. Kimi Hindu metinlerde insanları Vedik dinden soğutmaya çalışan tanrı Vişnu’nun avatarı olarak betimlenmiş, Bahailikte ise bir peygamber sayılmıştır. Bazı Müslümanlar da Buda’nın peygamber olduğunu iddia etmiştir. https://tr.wikipedia.org]













