Bir çocuğun hayatındaki ilk okul ailesidir.
Çocuk daha okumayı yazmayı öğrenmeden önce evde insanların birbirine nasıl davrandığını öğrenmeye başlar.
Anne babası tartıştığında ne görüyor.
Bir sorun olduğunda insanlar birbirini dinliyor mu?
Bir hata yaptığında suçlanıyor mu yoksa yeniden denemesi için cesaretlendiriliyor mu?
Bunların hepsi çocuğun dünyasında bir iz bırakıyor.
Çocuklarla ilgili konuşurken çoğu zaman onların davranışlarına odaklanıyoruz.
Çok öfkeli diyoruz.
Söz dinlemiyor diyoruz.
Kardeşini kıskanıyor diyoruz.
Ders çalışmak istemiyor diyoruz.
Ama bazen durup düşünmemiz gerekiyor.
Bu çocuk bize davranışıyla ne anlatmaya çalışıyor.
Çünkü çocuklar her zaman duygularını kelimelerle anlatamaz.
Bazen öfkelenir.
Bazen ağlar.
Bazen içine kapanır.
Bazen de sürekli ilgi ister.
Aslında bütün bunlar çocuğun kendini ifade etme yollarından biri olabilir.
Elbette çocuklara sınır koymamız gerekiyor.
Ama sınır koymak çocuğun duygusunu yok saymak anlamına gelmez.
Kızabilirsin ama vuramazsın diyebiliriz.
Ağlayabilirsin ama birbirimize zarar veremeyiz diyebiliriz.
Bunu istemediğini anlıyorum ama bu bizim kuralımız diyebiliriz.
Çocuk böylece hem sınır olduğunu öğrenir hem de duygularının kabul edildiğini hisseder.
Bir de unutmamamız gereken çok önemli bir şey var.
Çocuklar sadece bizim söylediklerimizi değil, bizim yaptıklarımızı da öğreniyor.
Anne babasının birbirine nasıl konuştuğunu.
Öfkelendiğinde nasıl davrandığını.
Bir problem karşısında nasıl iletişim kurduğunu izliyor.
Belki de çocuk yetiştirirken kendimize sormamız gereken en önemli soru şu.
‘Ben çocuğuma ne öğretiyorum’dan önce ona ne gösteriyorum.
Çünkü mükemmel aile diye bir şey yok.
Her evde yorgunluk olur.
Tartışma olur.
Bazen sabrımız tükenir.
Önemli olan hiç hata yapmamak değil.
Hata yaptığımızda ilişkiyi onarabilmek.
Çocuğumuza gerektiğinde özür dileyebilmek.
Onu dinleyebilmek.
Ve en önemlisi zorlandığında yanında olduğumuzu hissettirebilmek.
Çünkü çocuk sadece bir evin içinde büyümez.
Bir ilişkinin içinde büyür.
Ve bazen çocuğumuza verebileceğimiz en güzel şey daha fazla öğüt değil.
Daha fazla dinlemek.
Daha fazla anlamaya çalışmak.
Ve ona gerçekten yanında olduğumuzu hissettirmektir.
Çünkü çocukların hatırlayacağı şey çoğu zaman onlara ne söylediğimiz değil, yanında kendilerini nasıl hissettirdiğimizdir.













