Zordur Haziran’da veda etmek… Bahar bitmiş, yazın en güzel ayıdır Haziran. Baharın miski amber kokusu silinmemiştir daha, kuşlar ayrı bir cıvıldar bu ayda. İnsanın ruhu da ayrı bir açılır bu ay… Ama sen ebediyete intikal etmişsindir.
Gündüzün aydınlığı daha bir şuhtur sanki… Ama sen karanlıktasındır artık. Gündüzün de gece olmuştur.
İnsanlar yaz planları yaparken, senden haber alacaklarını bilmemişlerdir… Birden düşersin gölge gibi üzerlerine. Kimi veda edemediğine yanar, kimi ani gidişine. Yarım bırakmışsındır sevenlerini.
Yapılacak işlerin mi vardı, yetişilecek tasaların mı vardı… Önemi kalmaz artık. Sadece kurulmamış cümlelerinin, bir daha yazamayacak kalemine yanarsın… Arkada kalanlar da senden bir satır okuyamayacaklarına yanarlar ama sen nokta bile koyamadan ruhunu teslim etmişsindir.
Ömrünün her demine ayrı bir anlam yüklemişsindir. Kâh sevinmiş, kâh üzülmüşsündür. Kâh sevindirmiş, kâh üzmüşsündür de… Telafi fırsatın da kalmaz artık ne kendin için ne başkaları için… Bir selam yollayamadan çekip gitmişsindir.
Var mıydı yaşamanın bir anlamı, geride bıraktıkların nelerdi; terazinin kefesine koyamadan gitmişsindir. Bir anlamı kalmaz artık senin için. Belki kalanlar vefa bilir… Sen yoksundur artık.
Belki uykunda, belki rüyanda, belki de hayatının en önemli anında çalmıştır kapını melek. Son an olduğunu bilmeden gitmişsindir. Ruhun meçhul bir yere doğru yol alıyordur. Yokluklardan yokluk beğenmişsindir sonunda.
Geride kalmıştır zaferlerin ve yenilgilerin. Kâğıdın, kalemin; son demine kadar işlemiştir daktilon… Size bir sürü hayat sırrı sakladım, kalbinizi duygu dolu satırlarla doldurdum gururunu yaşayamadan ve yaşatamadan nefesini tüketmişsindir. Bir hayalsindir artık sen.
Haziran güneşi üzerindeki çiçekler için doğacaktır artık ve sen bilirsin, Haziran’da ölmek zordur…
“Haziran Hüzünleri”
Haziran’da vefat eden bütün yazar ve şairlerin anısına…
Haziran’da Ölmek Zor
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Yaralı bir şahin olmuş yüreğim
Uy anam anam Haziran’da ölmek zor
Çalışmışım on beş saat
Tükenmişim on beş saat
Yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım
Anama sövmüş patron, sıkmışım dişlerimi
Islıkla söylemişim umutlarımı
Sıcak bir ev özlemişim, sıcak bir yemek
Sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
Çıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara
Sokakta tank paleti, sokakta düdük sesi
Sarı sarı yapraklarda
Dallarda insan iskeletleri
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Uyarına gelirse
Tepemde bir de çınar demiştin yıllar önce
Demek ki on yıl sonra, demek ki sabah sabah
Demek ki manda gönü, demek ki Şile bezi
Bir de Memed’in yüzü, bir de saman sarısı
Bir de özlem kırmızısı, demek ki göçte usta
Kaldı yürek sızısı, yıllar var ter içinde
Taşıdım ben bu yükü
Bıraktım acının alkışlarına
Üç Haziran altmış üçü, bir kırmızı gül dalı
Eğilmiş üstüne bir kırmızı gül dalı
Şimdi uzakta
Okşar yanan alnını Nazım Usta’nın
Bir kırmızı gül dalı eğilmiş üstüne
Bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
Yatıyor oralarda
Bir eski gömütlükte yatıyor usta
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Geçsem de gölgesinden
Tankların, tomsonların
Şuramda bir kuş ötüyor
Hasan Hüseyin Korkmazgil













