Günümüz ebeveynlik anlayışı, sıklıkla çocuğun gelecekte başarılı, güçlü ve “hazır” bir birey olması hedefiyle şekillenmektedir.
Bu hedef iyi niyetli görünse de, çoğu zaman çocukluk çağının ruhsal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine neden olur. Klinik deneyim gösteriyor ki; çocuğu geleceğe hazırlama çabası, ebeveynin kendi iç dünyasındaki eksikliklerle yüzleşmeden yürütüldüğünde, çocuğun gelişimini desteklemekten çok baskılayan bir yapıya dönüşebilir. Bu nedenle esas soru şudur: “Ebeveyn olarak ben ne kadar hazırım?”
Ebeveynlik, Öncelikle Bir Kendilik Sürecidir
Çocuk yetiştirmek, yalnızca çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını karşılamak değil, aynı zamanda ebeveynin kendi psikolojik yapısıyla yüzleşme sürecidir. Winnicott’un ifadesiyle, “Yeterince iyi ebeveyn” olmak için mükemmel değil, gerçek ve farkında olmak gerekir. Bu farkındalık, bireyin kendi çocukluk yaralarıyla temas edebilmesi, geçmişten taşıdığı kalıpları sorgulayabilmesiyle mümkündür. Çünkü farkında olunmadan aktarılan her davranış, nesiller arası bir döngünün devamı haline gelir.
Geleceği Kurgularken Anı Kaçırmak
Ebeveynlerin sıkça yaptığı bir hata, çocuğun geleceğini planlama kaygısıyla onun bugünkü duygusal ihtiyaçlarını ihmal etmeleridir. Halbuki çocuk için en iyisi, bugünkü duygularının, düşüncelerinin ve deneyimlerinin görülebilmesidir. Gelecekte başarılı bir birey olması, bugün güvenli bağlar kurması ve ruhsal olarak tutarlı bir iç dünya geliştirmesiyle mümkündür. Bowlby’nin bağlanma kuramı da bu noktada bize şunu söyler: Çocuğun ruhsal gelişimi, öncelikle kendisini güvenle emanet edebileceği birincil bakım vereniyle kurduğu bağ üzerinden şekillenir.
Çocuğa Göre Gelecek Hazırlamak Ne Demek?
Bu kavram, çocuğu değiştirmeye çalışmak yerine çevresel, kültürel ve psikolojik koşulları onun gelişimini destekleyecek biçimde dönüştürmek anlamına gelir. Yani; çocuk sınır koymakta zorlanıyorsa disiplin değil, ilişki temelli rehberlik gerekir. Duygularını ifade etmekte güçlük çekiyorsa, bastırmak değil, duygusal okuryazarlık kazandırmak gerekir. Çocuk için en uygun gelecek, onun bireyselliğini koruyarak gelişebileceği bir iklimdir.
Nörobilimsel araştırmalar, çocuğun çevresindeki duygusal iklimi taklit ederek öğrendiğini ortaya koymaktadır. Ayna nöronlar, ebeveynin duygu durumunu çocuğa doğrudan yansıtır. Eğer ebeveyn kaygılıysa, çocuk bu kaygıyı içselleştirir; ebeveyn öfkeliyse, çocuk da öfkenin dilini öğrenir. Psikodinamik kuramda bu aktarım, bastırılmış içeriklerin kuşaktan kuşağa geçişi olarak tanımlanır. Bu nedenle sağlıklı ebeveynlik, önce iç görü kazandıran bir içsel çalışma ile başlar.
Bir uzman olarak sıklıkla önerdiğim şey; ebeveynlerin kendi iç dünyalarını tanımaları, gerekirse bireysel terapi süreçlerinden geçmeleri ve çocuk yetiştirme sürecinde profesyonel rehberlik almalarıdır. Çünkü çocuklar, bizim sözcüklerimizden çok, varoluşumuzu hissederler. İçsel huzuru olan bir ebeveyn, çocuk için en güvenli limandır.
“Geleceğe göre çocuk hazırlamak” kaygı dolu ve dışsal etkenlere odaklı bir süreçtir. Oysa “çocuğa göre gelecek hazırlamak”, sevgi dolu, içsel ve bireye özel bir büyüme alanı yaratmaktır. Bunu başarabilmenin yolu ise ebeveynin kendi kendiliğini tanıması, dönüştürmesi ve sağlıklı bir iç iklim inşa etmesinden geçer. Çünkü güçlü çocuklar, güçlü bağlardan doğar.













