Merhaba. Bugün son zamanlarda hem danışanlardan hem de sosyal medyada en sık karşılaştığım konulardan birini konuşmak istiyorum.
Sosyal medya… Birçoğumuz güne onunla başlıyoruz, gün içinde defalarca ona bakıyoruz. Fark etmeden de gördüklerimizi kendi hayatımızla kıyaslıyoruz.
Karşımıza tertemiz çocuk odaları çıkıyor. Sürekli gülümseyen çocuklar… Her şeye sabırla yaklaşan anne babalar… Kusursuz sofralar, kusursuz oyun saatleri, kusursuz aile fotoğrafları…
Bir süre sonra insan ister istemez kendi kendine şu soruyu soruyor:
“Ben neden böyle olamıyorum?”
İşte tam da burada durup kendimize şunu hatırlatmamız gerekiyor.
Sosyal medya, hayatın tamamını göstermez.
Bize gösterilen şey; seçilmiş birkaç saniye, en güzel açı, en mutlu an ve paylaşılmaya değer görülen karelerdir.
Kimse uykusuz geçen geceyi paylaşmaz.
Kimse çocuğunun öfke nöbetini paylaşmaz.
Kimse günün sonunda yaşadığı tükenmişliği ya da “Bugün keşke daha sakin olabilseydim.” dediği anları paylaşmak zorunda değildir.
Ama biz bunları görmeyince, herkesin hayatı mükemmel sanıyoruz.
Ve işte o anda kıyaslama başlıyor.
Oysa ebeveynlik bir yarış değildir.
Hiç kimse her gün sabırlı olamaz.
Hiç kimse her gün enerjik olamaz.
Hiç kimse her zaman doğru cümleyi kuramaz.
Çünkü anne babalar da insandır.
Yorulur…
Üzülür…
Hata yapar…
Bazen sesini yükseltir.
Bazen pişman olur.
Önemli olan hiç hata yapmamak değildir.
Önemli olan, hatayı fark edip çocuğuyla yeniden bağ kurabilmektir.
“Biraz önce sana bağırdım, bunun için üzgünüm.”
“Ben de bazen öfkelenebiliyorum.”
“Gel, yeniden konuşalım.”
İşte çocukların hafızasında yer eden şey tam olarak budur.
Çünkü çocuklar mükemmel ebeveyn istemez.
Onlar; kendini güvende hissettikleri, sevildiklerini bildikleri ve duygularına alan açan ebeveynlere ihtiyaç duyar.
Bir diğer önemli konu ise şu…
Sürekli başkalarının hayatına odaklandığımızda, kendi çocuğumuzla yaşadığımız güzel anları kaçırabiliyoruz.
Telefon ekranındaki başka bir ailenin mutluluğunu izlerken, yanı başımızdaki çocuğun “Benimle oynar mısın?” çağrısını fark etmeyebiliyoruz.
Oysa çocuklarımızın ihtiyacı, kusursuz hazırlanmış etkinlikler değil…
On dakika boyunca göz teması kurabilen bir anne…
Beş dakika boyunca gerçekten dinleyen bir baba…
Birlikte atılan samimi bir kahkaha…
Çünkü çocukluk, mükemmel anılarla değil; güvenli ilişkilerle hatırlanır.
Bugün sosyal medyada gezinirken kendinize şu soruyu sorun:
“Ben gördüğüm hayatı mı kıyaslıyorum, yoksa sadece bana gösterilen küçük bir kesiti mi?”
Bu sorunun cevabı, kendinize karşı daha şefkatli olmanızı sağlayabilir.
Unutmayın…
Çocuğunuzun ihtiyacı mükemmel bir ebeveyn değil.
Onun ihtiyacı; hata yaptığında özür dileyebilen, sevgisini hissettiren, yanında olmaya çalışan gerçek bir ebeveyn.
Bir sonraki köşe yazısında görüşmek üzere. Hoşça kalın.











