“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimin 4. konuğu olarak; şair, yazar, profesyonel seslendirme sanatçısı ve şiir yorumcusu Silezya’yı ağırlamaktan mutluluk duyuyorum.
Bazı insanlar şiiri yazar, bazıları okur; bazıları ise kelimelerin ardındaki duyguyu yakalayarak şiire yeniden hayat verir. Silezya’yı farklı kılan da tam olarak burada başlıyor. Kendi şiirlerini seslendirmenin yanı sıra, değerli pek çok şair ve kalemin eserlerini yorumlayarak onların dizelerine de kendi sesiyle hayat veriyor. Böylece yalnızca kendi dünyasını değil, farklı şairlerin duygu ve düşünce dünyalarını da dinleyiciyle buluşturuyor.
Peki şiir onun için ne ifade ediyor? Bir şiiri okumakla yorumlamak arasındaki farkı nasıl görüyor? Profesyonel Seslendirme Sanatçılığına uzanan yolculuğu nasıl başladı? Kendi şiirleriyle başka şairlerin eserlerine ses verirken hangi duygudan hareket ediyor? Ve kelimelerle kurduğu bu güçlü bağ, sesinde nasıl bir karşılık buluyor?
Şiirin, sesin ve insan ruhuna dokunan kelimelerin izinde Silezya ile konuştuk.
Merhaba Silezya, hoş geldiniz. Öncelikle sizi henüz tanımayan okurlarımız için kendinizi kendi cümlelerinizle anlatır mısınız? Şiirle ve sanatla kurduğunuz ilişki nasıl başladı?
Merhaba…Silezya; 10 Haziran 1981’de Kayseri’nin Develi ilçesinde dünyaya gelen, hayatı hisseden ve hissettikleriyle var olan bir yolcu. Bugün yaşamını İstanbul’da sürdürüyor. Sanatın ve özellikle şiirin penceresinden dünyaya bakan biri olarak, kelimelerin insanı iyileştiren, dönüştüren gücüne inanıyorum. Ancak bu portreyi tamamlayan en temel, en değerli parça; benim bir anne ve bir eş olmam. Hayatta her şeyin ötesinde tuttuğum, en büyük ilham kaynağım olan evlatlarım, eşim ve ailem; duruşumun da, kalbimin de pusulası. Şiirle kurduğum bağ sadece yazmaktı ve zamanla büyük bir aşka dönüştü. Çocukluk yıllarımda kelimelerle dertleşmekle başlayan bu yolculuk, içimdeki bu tutkuyla zamanla büyüdü; önce kâğıda, ardından sesin ve nefesin ruhuna büründü. Sanat benim için sadece üretilen bir eser değil, nefes almanın ve var olmanın ta kendisi.
Şiir sizin hayatınızda nasıl bir anlam taşıyor? Yazmak mı, okumak mı, yoksa şiiri seslendirmek mi sizi daha güçlü ifade ediyor?
Şiir benim hayatımda çocukluktan kalma, yaşayamadıklarımı ve özlemlerimi kaleme aldığım, adeta kendime kurduğum özel bir dünya. Bu dünyada yazmak bana müthiş bir keyif veriyor; aynı zamanda geçmişe yapılan derin ve büyülü bir yolculuk niteliği taşıyor. Okumak ise bana biraz daha farklı, zaman zaman acı veren duygular yaşatıyor. Çünkü bir şiiri okurken o anıları, o hisleri yeniden ve en derinden yaşıyorum. Yazmak o dünyayı kurmanın ve ifade etmenin özgürlüğü, okumak ise o hissi yeniden canlandırmanın sızısı. Seslendirmek ise tüm bu biriken duyguların nefesle hayat bulmuş, dış dünyaya seslenmiş hali.
Bir şair olarak şiir anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Şiirde sizin için vazgeçilmez olan unsurlar nelerdir?
Benim için şiir tek bir dünyadan ibaret ve o dünyaya hayatın akışındaki her şeyi sığdırabiliyorsun; mutluluğu, hüznü, eşini, aileni, dostunu… Şiir anlayışımı da bu kucaklayıcı çerçeve belirliyor. Şiirde benim için vazgeçilmez olan unsurların başında samimiyet ve his geliyor. Kelimeler yapmacıklıktan uzak olmalı, doğrudan kalpten süzülmeli. Hayatın içinde ne varsa, bazen bir kahkaha, bazen derin bir sızı, bazen de sevdiklerimizin hayatımızdaki izleri, şiirin kalbine girebilmeli. Kalpten çıkmayan bir mısranın başka bir kalbe dokunamayacağına inanıyorum.
Aynı zamanda şiir yorumcusu olarak da tanınıyorsunuz. Bir şiiri yalnızca okumakla, onu gerçekten yorumlamak arasında sizce nasıl bir fark var?
Şiiri yalnızca gözle takip edip sesli harfleri ard arda sıralayarak okuyamazsınız; çünkü şiir ancak yorumlandığı zaman gerçek kimliğine bürünür ve ortaya çıkar. Aralarındaki en temel fark hissettirebilme gücüdür. Bir şiiri seslendirirken karşıdaki insana o duyguyu, o sızıyı veya coşkuyu geçiremiyorsanız, eseri sadece okumuşsunuz demektir. Ama yorumlamak; kelimelerin ardındaki sessizliği duymak, şairin kalbine ortak olmak ve o hissi dinleyicinin ruhuna doğrudan nakşetmektir.
Bir şiiri seslendirirken kelimelerin anlamının yanı sıra vurgu, tonlama, nefes ve sessizliklerin de önemli olduğunu biliyoruz. Bir şiire ses verirken nelere dikkat ediyorsunuz?
Şiirde evet tonlama ve vurgu çok önemlidir ancak bunlardan da öte bir ruh gerekir. Dümdüz okunmaz şiir; ne ağlayarak okunur ne de bağırarak okunur. Şiiri karşıya geçirebilmek, hissettirebilmek için önce o şiiri yaşamanız, içinizde sindirmeniz gerekir. Ses verirken kelimelerin hak ettiği o hassas dengeyi korumaya, ne nefesi boğmaya ne de duyguyu abartıya kaçırmadan, tam kıvamında ve inandırıcı bir tonla dinleyiciye sunmaya dikkat ediyorum.
Sesinizin şiirin ruhunu ve duygusunu değiştirdiğini düşünüyor musunuz? Şiirin doğru yorumlanması sizce eserin etkisini ne ölçüde artırıyor?
Sesimin şiirin ruhunu ve dinleyicide bıraktığı etkiyi dönüştürdüğüne inanıyorum. Hatta çevremdeki dinleyicilerimden sıkça sesimin onlara adeta bir ninni gibi geldiğine dair çok güzel geri dönüşler alıyorum; sanırım bu, sesimdeki dinginlik ve huzur veren tınıdan kaynaklanıyor. Şiirin doğru yorumlanması konusuna gelince; bu, eserin belkemiğidir diyebilirim. Şiir doğru yorumlanmadığında, şairin kelimeler arasına sakladığı asıl dünya havada kalır. Doğru ve hissiyatlı bir yorum ise şiirin içindeki ana temayı, o gizli cevheri ortaya çıkarır ve eserin dinleyici üzerindeki etkisini katbekat artırır.
Seslendirme sanatçılığını profesyonel olarak bir meslek alanına dönüştürme kararınız nasıl gelişti? Bu alanda sizi motive eden temel unsur neydi?
Sesimi keşfetmemle birlikte her şey şekillendi diyebilirim. Sadece edebiyatla değil, sesimle de bir sanatçı olarak kendimi en saf haliyle ifade edebileceğimi fark ettim. Bu alanda profesyonel bir yola adım atmamdaki en büyük karar anı da bu keşif oldu. Beni bugün bu yolda tutan ve her defasında daha çok motive eden en temel unsur yine doğrudan kendi sesim ve onun insanlarda uyandırdığı o derin yankı oldu.
Seslendirme alanında hangi tür çalışmalar yapıyorsunuz? Reklam, tanıtım filmi, sosyal medya içerikleri, şiir, kitap, podcast veya farklı projeler için seslendirme hizmeti veriyor musunuz?
Seslendirme dünyasının çok yönlü bir alan olduğuna inanıyorum ve bu doğrultuda geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüyorum. Reklam projeleri, kitap tanıtımları ve belgesel seslendirmeleri başlıca çalışma alanlarım arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra sunumlar, şiir seslendirmeleri ve farklı mecraların ihtiyaç duyduğu özel içerikler için de profesyonel ses hizmeti veriyorum. Kelimelerin ruhuna uygun o doğru tonu, her projenin kendi dünyasına göre yeniden tasarlayarak dinleyiciyle buluşturmak benim için çok keyifli bir süreç.
Bir seslendirme sanatçısında yalnızca güzel bir sese sahip olmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Sizce iyi bir seslendirmeyi başarılı bir seslendirmeden ayıran temel özellikler nelerdir?
Kesinlikle katılıyorum, yalnızca estetik ve güzel bir ses sahibi olmak asla yeterli değildir. İyi bir ses tonuna sahip olmak sadece kapıyı aralar; ancak o işi gerçekten başarılı kılan unsurlar metni okumak değil, yaşamaktır. İyi bir seslendirmeyi başarılı kılan temel özellik; kelimelerin arkasındaki duyguyu yakalayabilmek, metnin ruhunu doğru analiz etmek ve sesinizle o dünyayı dinleyicinin zihninde ve kalbinde canlandırabilme yeteneğidir. Teknik bilgi ve tonlama bir yere kadar taşır ama samimiyet ve duygu aktarımı olmadan yapılan iş eksik kalır.
Farklı metinler farklı ses tonları ve yorum biçimleri gerektiriyor. Bir projeyi teslim aldığınızda metne ve hedef kitleye uygun sesi nasıl belirliyorsunuz?
Tabii ki projeye göre ve onun ruhuna inerek belirliyorum. Çünkü her metnin kendi dünyası ve hitap ettiği bir kitle vardır. Örneğin; bir belgesel sunumu ile şiir okuması kesinlikle aynı tonla ve aynı atmosferle yapılamaz. Belgeselde daha tok, akıcı ve bilgilendirici, dinleyiciyi bilgiye ortak eden bir ses tonu gerekirken; şiirde tamamen duyguya, nefese ve hissin derinliğine odaklanırsınız. Benzer şekilde, bir reklam veya tanıtım filmi de belgesel gibi okunamaz; reklamda daha dinamik, enerjik, markanın yüzü olan ve harekete geçiren bir tempo izlenir. Projeyi aldığımda ilk olarak metnin amacını ve kime seslendiğini analiz ediyor, ardından o metnin hak ettiği en doğru tonu ve yorum biçimini seçiyorum.
Şairlik ile seslendirme sanatçılığının birbirini beslediğini düşünüyor musunuz? Şiirle olan ilişkiniz seslendirme çalışmalarınıza nasıl katkı sağlıyor?
Kesinlikle birbirini beslediğini düşünüyorum, ancak temelde sıralama olarak seslendirmem şairliğimden çok daha öncesine dayanıyor. Şairliğim benim için; hayatımdan süzülen yaşantıların, eksik kalanların ve derin özlemlerin kelimelere döküldüğü, iç dünyamı kaleme aldığım bir alan. Seslendirme geçmişim ise kelimelere sesle hayat verme yeteneğimin erken dönemde keşfedilmesiyle başladı. Kendi yazdığım şiirleri seslendirmek ya da farklı metinleri yorumlamak, bu iki sanat dalını kusursuz bir uyumla birleştiriyor. Şairliğin getirdiği o hissiyat ve ruh analizi, seslendirme çalışmalarına çok daha derin, inandırıcı ve samimi bir boyut kazandırıyor.
Bugün bir markanın, içerik üreticisinin, yazarın veya sanatçının profesyonel bir seslendirmeye ihtiyaç duymasının en önemli nedenleri sizce nelerdir?
Bugün profesyonel bir seslendirmeye duyulan ihtiyacın en temel nedeni, dinleyici veya izleyici üzerinde bırakacağı kalıcı etkidir. Ne kadar harika bir içeriğiniz, ürününüz veya eseriniz olursa olsun, onu doğru ve etkileyici bir sunumla taçlandırmadığınız sürece hedef kitleye ulaşmak eksik kalır. Çünkü profesyonel bir ses, o içeriğin ruhunu yansıtır, dinleyicinin dikkatini anında çeker ve projeye bağlayarak akılda kalıcı kılınmasını sağlar. Güzel bir sunum ve doğru bir ses, her çalışmanın değerini katbekat artıran en önemli unsurdur.
Seslendirme hizmeti almak isteyen kişi veya kurumlar sizinle nasıl çalışabilir? Hangi tür projelerde birlikte çalışmayı tercih ediyorsunuz?
Seslendirme alanında geniş bir çerçevede hizmet veriyorum. Bir yazarın kitabının tanıtımı, belgesel programları, reklam çalışmaları veya dublaj gibi metnin ruhuna uygun her türlü projede severek yer alıyorum. Benimle çalışmak isteyen kişi veya kurumlar, projelerinin detaylarını ve beklentilerini paylaştıklarında, o içeriği en etkili şekilde dinleyiciye ulaştırmak için ortak bir zemin oluşturuyoruz. Hedefim, her projeye kendi karakterini katarak değer katmak; bu yüzden yaratıcı ve ruhu olan her türlü projede çalışmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Önümüzdeki dönemde şiir, şiir yorumculuğu ve seslendirme alanlarında gerçekleştirmek istediğiniz projeler veya hedefler neler?
Şiir yorumculuğu benim için çok önemli ve bu alanda sesimi ve birikimimi daha geniş kitlelere ulaştırmayı, şiirin ruhunu insanlara en saf haliyle hissettirmeyi çok istiyorum. Seslendirme dünyasında ise, gelecekte özellikle profesyonel bir haber sunumu yapmayı çok isterdim; bu benim için ayrı bir tutku ve hedef. Ayrıca ilerleyen zamanlarda, bugüne kadar kaleme almış olduğum şiirlerimin kıymetli okurlarla bir kitap çatısı altında buluşmasını, kağıttaki bu yolculuğun kalıcı bir esere dönüşmesini ve tabii ki kendi sesimle de ölümsüzleşmesini en büyük hayallerim arasında görüyorum.
Son olarak; şiirinizi dinleyen, sesinizi bir projede değerlendirmek isteyen veya sizinle sanatsal ve profesyonel bir çalışma yapmak isteyen okurlarımıza ne söylemek istersiniz?
Ben bu yola çıkarken açıkçası bu kadar büyük bir yol kat edeceğimi, bu denli güzel kalplere dokunabileceğimi hayal edemezdim. Ama bugün dönüp arkama baktığımda görüyorum ki; beni dinleyen, her adımımda yanımda olan çok değerli arkadaşlarımın, dostlarımın ve ailemin desteğinin emeği inanılmaz büyük. Onların inancı olmasaydı bu yolculuk yarım kalırdı. Bundan sonraki projelerde de kelimelerin ve sesin buluştuğu o büyülü dünyada birlikte yürümek, yeni hikayelere ses olmak ve bu sanatı daha da ileriye taşımak için sabırsızlanıyorum. Sesimle, şiirimle veya sanatsal bir projede yollarımızın kesişmesini isteyen herkesle kalpten bir bağ kurmaya her zaman hazırım. İyi ki varsınız, iyi ki bu sesin ve şiirin duygusuna ortak oldunuz.
Silezya’nın anlatısı, sanatın tek bir alana sığmayan doğasını da ortaya koyuyor. Şiir onun için geçmişle, duygularla ve iç dünyayla kurulan bir bağken; şiir yorumculuğu bu duyguları başkalarının kalbine ulaştırmanın yolu, seslendirme ise bu yeteneği profesyonel bir üretim alanına dönüştüren güçlü bir ifade biçimi.
Onun hikâyesinde kelime kâğıtta başlamıyor, sesle tamamlanıyor. Bir mısra yazılıyor, hissediliyor, yorumlanıyor ve ardından dinleyiciyle buluşuyor. Belki de Silezya’nın sanat yolculuğunu anlamlı kılan en önemli nokta tam da burada: Kelimelere yalnızca ses vermiyor; onların taşıdığı duyguyu da dinleyiciye ulaştırmaya çalışıyor.
Şiir yolculuğunun daha geniş kitlelere ulaşması, seslendirme alanındaki çalışmalarının yeni projelerle buluşması ve hayalini kurduğu şiir kitabının kendi sesiyle hayat bulması dileğiyle; bu güzel söyleşi için Silezya’ya teşekkür ediyor, sanat yolculuğunun yeni kelimelere, yeni seslere ve yeni hikâyelere ulaşmasını diliyorum.
Şimdi siz kıymetli okurlarımızı, değerli dost Silezya’nın bir şiiri ile buluşturmak istiyorum armağan olsun.
Ey Sevgili
Sen benim siyah beyaz dünyama renk katan,
Yağmur sonrası beliren gökkuşağımdın…
Gecemi aydınlatan kılavuz yıldızımdın.
Ey sevgili;
Biz seninle iki bedende bir bütün olduk sandım.
İyikim, yaşama sebebim,
Besmeleyle sevdiğim, şükür sebebimdi adın.
Sen bana Allah’ın bir lütfuydun…
İşte ben sana kör kütük öyle bir körlük ki,
Gözlerimi senden başkasına çevirdiğimde
Karanlık bile utanıyordu benden.
Ama sen bana vurdumduymaz…
Öyle bir duymazlık ki,
Yüreğimin çığlığı bile yankısız kalıyordu senin o taş duvarlarında.
Ben seni beklerken,
Duvar saatleri beni tanırdı artık,
Kahve fincanları dudağımın çizgilerini ezberlerdi,
Pencerenin perdesi bile hangi saatte iç çektiğimi bilirdi.
Belki bir kadının gülüşünde,
Belki kendi bencilliğinin gölgesinde yitip gidiyordun…
Ey Sevgili
Ben sustukça çoğaldın içimde,
Ben anlattıkça eksildin kelimelerimde.
Bir hikâyeye başladım adı “biz” olan,
Ama sen daha ilk satırda noktayı koydun.
Ben senin adını bir kadeh gibi içtim her gece,
Boğazıma dizildi harflerin,
Yutkundukça can yaktı.
Senin adını anmak bir yara içimde,
Anmamaksa ölümün ta kendisi…
Ben senin bana dönmediğin her geceyi
Bir sabır ayeti gibi ezberledim.
Elim, senden bir iz bulma umuduyla yastığa değdiğinde,
Yastık bile yüzünü unutmamış olurdu.
Bir fotoğrafımız bile yoktu belki,
Ama ben seni her an’da, her nefeste yaşadım.
Sevdim… Çünkü bilmezsin sen,
Ben bir adama değil,
Sana denk gelen o bahtsız yazgıma âşıktım.
Sonra bir gün,
Gözlerimin içinde kırıldı o körlük.
Anladım;
Senin beni sevmen zaten imkansızdı da,
Benim o lütfa, o mucizeye inanmam yanlıştı.
Ben aşk sandım,
Sen meğer sadece bir alışkanlıktın.
Şimdi ne zaman adın geçse bir yerde,
Kalbim geri çekiliyor usulca.
Çünkü ben hâlâ seviyorum,
Ama artık seni değil…
Seni besmeleyle bağrına basan,
O temiz, senden arta kalan kadını.
Silezya












