Belki de bir mevsim değildir eylül ayı. Belki de bir tondur hayatımızın renklerinin içinde. Eylülde bir durgunluk çökmez mi insana? “Şahsen Eylül’cüyümdür.” diyenler de az değil hani.
Ufak bir yaz muhasebesi yapılır Eylül ayında. Yaz kritiği, yapılacaklar listesinin rafa kaldırıldığı zamanlardır mesela. Diğer yaza kalan aşklar da eylül ile birlikte naftalinlenip kaldırılır kilitli sandıklara.
Eylül’ü sadece bir ay sayanlar yanılır. Dönemdir Eylül. Yeni bir işe başlamak için, yeni kararlar almak için dahası hayata yol vermek için en ideal aydır. Geçen yılların acısı da Eylül de çıkar ya hani. İnsanın kanaması da yarasını sarması da bu aylara denk gelir hep.
Sadece bir sonbahar başı değildir Eylül. İnsanın dengesini kurmaya çalıştığı aydır da aynı zamanda. Eğrisini doğrusunu masaya yatırmışların içsel huzurunu yakalayacağı zamandır.
Geriye dönülüp bakılmıştır bu ayda ve artık biraz da ileriyi düşünmek gerek diye öne dönülen aydır. Kimi çektiği hasreti bitiremez de o yüzden hazan ayıdır derler. Eninde sonunda o hazan hazin de geçecektir nasıl olsa. Boşluklar yeni insanlar ve meşgalelerle dolacaktır.
İnsan daha bir derin hisseder bağları ve ayrılıkları bu ayda. Dökülecek yaprakları hissedilir belki de ömrün. Kabulleniştir bir yerde de. Ne yapılırsa yapılsın takvim yaprakları düşecek yine. Zaman geçecek ve her acı veya yenilgi de son bulacak nasıl olsa. O yüzden de bunları geride bırakılacağı zamandır Eylül.
Bazen de başlangıçlar için en ideal zamandır. Her sonun bir başlangıç olduğu gibi Eylül de ikisini birden barındırmak ister, dökülen yaprakların her zaman yeni bir tomurcuk için hazır olması gibi.
“Çayı, kitapları, Eylül’ü, maviyi, denizi seviyorum. Ve tüm adaletsiz insanlardan eşit derecede uzak duruyorum.” Sabahattin Ali’nin de dediği gibi sevilir Eylül.
İnsanın hissettiği boşluk ve yenilenme hissi ise sadece bir “Eylül Tonu”.













