Bazen geçmişimi düşünüyorum da, sanki başka bir kadının hayatına uzaktan bakıyormuşum gibi geliyor. O kadın benim… Ama yaşadıklarını hatırladıkça kendime hep aynı soruyu soruyorum: “Bunca şeyi nasıl taşıdım?”
Çocukluğumdan kalan bazı şeyler var. İnsan büyüyünce her şeyin geride kaldığını sanıyor. Oysa bazı anılar büyümüyor. İnsan büyüyor ama o anılar insanın içinde küçücük bir çocuk olarak kalıyor. Korkuyor, susuyor, anlatamıyor.
Ben de yıllarca sustum. Belki de en çok kendime sustum.
Sonra hayat devam etti. İnsanlar girdi hayatıma, sevdim, bağlandım, güvendim. Ama geçmişten gelen o küçük ses hep benimleydi: “Ya giderse?”
Bazen yanımda insanlar olduğu hâlde kendimi yapayalnız hissettim. Kalabalıkların içinde bile içimde kimsenin ulaşamadığı sessiz bir yer vardı. Orada sadece ben vardım.
Bir söz, bir davranış, bir şüphe… İçimde kocaman fırtınalar kopardı. Çok düşündüm, çok sorguladım. Bazı geceler uyuyamadım. Gözlerimi kapattığımda unutmak istediklerim yeniden karşıma çıktı. Söyleyemediklerim içimde yeniden konuşmaya başladı.
Kendime “Artık düşünme” dedikçe zihnim daha çok konuştu. Ve ben bazen yalnızlığın içinde kendimi kaybettim.
Ama ne zaman kimseye anlatamadığım bir şey olsa, Allah’a sığındım. İnsanlara söyleyemediklerimi O’na söyledim. Bazen dua ettim, bazen sadece sustum. Bazen kelimelerim yetmedi, sadece ağladım.
Ama içimde hep bir his vardı: “Allah beni görüyor. Allah beni biliyor.”
Belki beni ayakta tutan en büyük şey buydu.
Umut…
Ben umudu hep aradım. Bazen küçücük bir ışık gibiydi. Bazen hiç yokmuş gibi hissettim. Ama yine de aradım. Çünkü insan ne kadar yorulursa yorulsun, içinde yeniden ayağa kalkmak isteyen bir taraf kalıyor.
Benim de kaldı.
Hayat bana yalnızlığı öğretti. Susmayı, beklemeyi, sabretmeyi ve bazen kendi kendime yetmeyi öğretti. Ama aynı zamanda kendimi de tanımayı öğretti.
Kendime bir dünya kurdum.
Resimler yaptım. Renklerin içine saklandım. Tuvalin karşısına geçtiğimde kimseye anlatamadığım şeyleri renklerle anlattım. Kırmızı bazen öfkem oldu, bazen aşkım. Koyu renkler sustuğum gecelerdi. Açık renkler ise içimde hâlâ ölmemiş olan umuttu.
Bir sergi açtığımda insanlar belki sadece tabloları gördü. Oysa ben her tabloda kendimden bir parça bıraktım. Onlar renkleri gördü, ben yaşadıklarımı.
Şimdi geçmişime dönüp baktığımda kendime acımak istemiyorum. Çünkü ben sadece yaralarımdan ibaret değilim. Korkularımdan, yalnızlığımdan, geceleri düşündüklerimden ve geçmişte yaşadıklarımdan ibaret değilim.
Ben hâlâ hayal kuran kadınım. Hâlâ resim yapan, hâlâ seven, hâlâ güzellik arayan kadınım.
Bazen yine yalnız hissedeceğim. Bazen geçmiş yine kapımı çalacak. Belki yine “Neden benim başıma geldi?” diye soracağım.
Ama artık kendime başka bir şey söylemek istiyorum:
“Geçti… Sen hâlâ buradasın.”
Ve belki de benim en büyük mucizem buydu.
Her şeye rağmen umudu kaybetmemek… İnsanlardan beklediğim sevgiyi bulamadığım zamanlarda Allah’a sığınmak… Karanlığın içinde bile bir ışık aramak… Ve düştüğüm yerden, kimse elimden tutmasa bile, yeniden kalkmaya çalışmak.
Belki geçmişim hiçbir zaman tamamen silinmeyecek. Bazı yaralar iz bırakacak.
Ama artık biliyorum:
Ben kırıldığım yerlerden ibaret değilim.
Ben, bütün o kırıklıklara rağmen yeniden kendini çizmeye devam eden bir kadınım.
Ve Allah izin verdiği sürece, içimde küçücük de olsa bir umut varsa…
Ben yeniden başlayabilirim.












