Haberton.com’da bugünkü röportaj konuğumuz başarılı sanatçı Zeynep Koçan. Sanatında insanı, duyguyu ve dönüşümü merkeze alan Koçan; kadının kendi hayatının öznesi olmasından kırılganlığın gücüne, sanat dünyasında başarıdan MOKI’nin hikâyesine ve üzerinde çalıştığı interaktif enstalasyon projesine kadar merak edilenleri anlattı.
Zeynep Koçan’ın sanatının asıl meselesi ne?
Benim meselem görünmeyeni görünür kılmak. Özellikle kadının kendi hayatının öznesi olabilmesi; kendisine biçilen yazgıyı ve dayatılan kalıpları sorgulayarak kendi varoluş biçimini kurabilmesi. Benim için malzeme yalnızca bunun dili; asıl mesele insan, duygu ve dönüşüm.
Tel senin imzan hâline geldi ama sınırın değil. Bir malzemenin seni seçtiğini mi, senin malzemeyi seçtiğini mi düşünüyorsun?
Sanırım birbirimizi seçtik. Yıllarımı atölyelerde ve sanayide geçirerek çok farklı malzemeleri tanıdım ama telle aramda başka bir ilişki oluştu. Yıllar içinde onun dilini öğrendim ve kendime ait bir teknik geliştirdim. Bugün tel benim imzam ama sınırım değil. Çünkü önce malzeme değil, duygu geliyor; duygu hangi malzemeyi istiyorsa onun peşinden gidiyorum.
Eserlerindeki kadınlar neden hep güçlü görünmek zorunda değil? Kırılganlık da bir güç biçimi olabilir mi?
Kesinlikle. Gücü sertlikle özdeşleştirmiyorum. İnsan kırılabilir, yorulabilir, korkabilir ve yine de güçlü olabilir. Benim kadınlarımın gücü kusursuz olmalarından değil; bütün kırılganlıklarına rağmen kendi hikâyelerine devam edebilmelerinden geliyor. Bazen en büyük güç, zarafetini kaybetmeden yeniden ayağa kalkabilmektir.
Bugünün kadını gerçekten özgür mü, yoksa eski kalıpların yerine yeni kalıplar mı koyuyoruz?
Bence bazı eski kalıpları kırarken yenilerini yaratma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Kadın güçlü olmak için erkekleşmek, görünür olmak için kimliğini cinselliği üzerinden tanımlamak zorunda hissetmemeli. Özgürlük benim için bir kalıptan çıkıp diğerine girmek değil; bize neyin dayatıldığını fark edip kim olacağımıza kendimizin karar verebilmesi.
Bir sanatçı olarak görünür olmakla gerçekten insanlara dokunmak arasında nasıl bir fark görüyorsun?
Görünürlük sayılarla ölçülebilir; dokunmak ölçülemez. Bir insanın eserimin karşısında kendi hayatından bir şey bulması, benim hiç düşünmediğim bir anlam üretmesi benim için çok kıymetli. Elbette eserlerimin daha çok insana ulaşmasını isterim ama görülmekten çok gerçekten dokunabilmeyi önemsiyorum.
Bir eserin senden çıkıp başka birinin hikâyesine dönüştüğü an sana ne hissettiriyor?
Aslında eser daha başından bana ait değil. Bana ait olan tek şey başlangıçtaki duygu; ben onun görünür olmasına aracılık ediyorum. Eser başka birinin hikâyesine dokunduğunda ise benim anlatımdan çıkıp ortak bir hafızanın parçasına dönüşüyor. Sanırım sanatın en büyülü tarafı da bu.
Sanat dünyasında başarıyı neyle ölçüyorsun? Ödül, görünürlük, satış, kalıcılık… Hangisi senin için daha önemli?
Hepsi değerli ama hiçbiri tek başına başarı değil. Benim için başarı, kendin kalarak gelişmeye devam edebilmek. Yıllar sonra geriye baktığımda hâlâ merak ediyor, üretiyor, kendimi tekrar etmiyor ve yaptığım işle birilerine dokunabiliyorsam başarılıyım demektir.
Sanatın iyilik yaratabileceğine ve toplumsal bir dönüşüme aracılık edebileceğine inanıyor musun?
İnanıyorum. Sanat dünyayı tek başına değiştirmeyebilir ama bir insanın bakışını değiştirebilir; bazen dönüşüm tam da oradan başlar. İyilik Atölyesi’nde MOKI’lerle yaşadığımız şey de bunun çok somut bir örneğiydi. Birlikte ürettik, paylaştık ve ortaya çıkan şey başka insanların hayatına katkıya dönüştü. Sanatın iyilikle buluştuğu yer benim için çok kıymetli.
MOKI nasıl doğdu? Merak, Özgürlük, Kendin Olmak ve İyilik senin için ne ifade ediyor?
MOKI biraz daha oyunbaz tarafımdan doğdu. Ama altında benim için çok temel dört kavram var:
M — Merak
O — Özgürlük
K — Kendin Olmak
İ — İyilik
Merak etmeden keşfedemeyiz, özgür olmadan kendimizi bulamayız, kendimiz olmadan gerçek anlamda üretemeyiz. Ve bütün bunların sonunda iyiliği çoğaltabiliyorsak, yaptığımız şey benim için daha anlamlı hâle geliyor.
Bugün önünde hiçbir sınır olmasa, gerçekleştirmek istediğin eser ya da proje ne olurdu?
Ölçeğin sınırlarını kaldırmak isterdim. İnsanların yalnızca karşısında durup baktığı değil; içine girdiği, içinden geçtiği, eserle etkileşime girdiği ve kendisini onun bir parçası olarak hissettiği büyük ölçekli işler üretmek istiyorum. Aslında şu anda sesin, ışığın ve mekânın birlikte çalıştığı interaktif bir enstalasyon projesi üzerinde çalışıyorum. Hayata geçirmeyi çok istiyorum ama şimdilik biraz bende kalsın; gerçekleştiğinde hikâyesini ve detaylarını paylaşmayı daha doğru buluyorum.













