Herkes bir hayalin peşinden koşuyor. Kimisi özlemlerine kavuşuyor, kimisi özlemini bir ateş gibi içinde taşıyor. Kimisi hayat yoldaşını bulup, hayatını doya doya yaşıyor, kimisi de başkalarının mutluluğunu seyretmekle yetiniyor.
İşte burada aşkın kuralı devreye giriyor!
Aşkın kuralı şöyle diyordu: “Ya sevdiğini al ya da aldığını sev”
Sevdiğini alamazsan, aldığını da sevemezsen hayatın mutsuzluk ve dolduramadığın bir boşluk içinde geçer! Geçmişe takılıp kalmak, insanların yanlışlarını unutamamak insanı mutsuzluğa götüren bir yoldur. Bu bilinen bir gerçektir ama hayat acımasızdır hep, çoğu zaman ne sevdiğimizi alabiliriz ne de aldığımızı sevebiliriz!
Âşık olarak evlenirler, bir bakarız yıllar sonra ayrılmışlar.
Bu çoğu zaman böyledir.
Eski kadim bir söz der ki, “Sen de ne fazlaysa, eksiğini taşıyanlarla karşılaşırsın”
Bilgi doluysan cahile, sabırsız biriysen çok ağır hareket eden birisi olur arkadaşın.
İşte bu yüzden insanoğlu aşkı, bilgiyi ve sevgiyi hep eksik yaşar.
Bana göre hayatın bir diğer kuralı da şudur: nasıl yaşarsan yaşa, yönetici olarak hangi masa da oturursan otur, gelir düzeyin ne olursa olsun; isterse en güzel kadın, en yakışıklı erkek senin olsun, yine de eksik kalır bazı şeylerin. Ne kadar zorlasan da bazı şeyleri tamamlayamazsın.
Çünkü hayat, eksikleri tamamlamak için koştuğumuz bir yoldur.
Ömür dediğimiz şey, bir değirmende öğütülen buğday taneleri gibidir, sıra er ya da geç hepimize gelecektir. Yaşam milyonlarca yıldan bu yana hızla devam ediyor ve sadece büyük yapılar gibi, büyük düşünceler tutunabiliyor mazinin eteklerine.
Özel sandığımız hasretlerin, sızıların ve ayrılıkların acısını sadece biz değil, tüm insanlar aynı acıyı çekerler. İşte bu yüzden rengi yoktur gözyaşının ve tüm gölgeler siyah beyazdır…
Duygu yoğunluğuna girdiğimizde kalbimizi parçalayan o derin yalnızlıklar sadece bizim değildir, ortaktır bazı sevinçler ve hüzünler. Çünkü aynı göğün altında yaşıyoruz hepimiz…
Kimi zaman gökyüzü maviliğinde kocaman sevinçler yaşar yüreğimiz, kimi zaman da gecenin yalnızlığında sadece kendi acımızla baş başa kalırız.
Gizemli bir yapının içinde kendi yalnızlığıyla debelenip durur insanoğlu.
Hızla geçip gider yıllar.
Hani derler ya, bir anne baba tek gözlü odasında beş altı çocuğunu büyütür de, yalnız kalmaya görsün hiçbir çocuğunun odasına sığamaz olur!
Hep yalnızdır insan yüreğinin bir kenarı!
Acısını kimseler göremez.
Ve saklar gözyaşlarını…
Aynalar bile yabancıdır kendisine, kendi içinde sürgün, kendi içinde darmadağınıktır.
Hasretler yarımdır.
Özlemler yarım kalır.
Acı doludur avuç içleri.
Hüzün doludur.
Sevmiştir, inanmıştır, benimsemiştir hep…
Sonra bedeli ağır olmuştur…













