Hayat bir imtihansa, insan bazen en büyük sınavı yaşadıklarıyla değil; bekledikleriyle, sustuklarıyla ve içinden çıkıp yeniden ayağa kalkmayı öğrenmesiyle verir.
Bir psikolog, “Bir kâğıt alın ve sizi rahatsız eden şeyleri yazın” diyor. İnsan, üzüntülerini, kalbindekilerini, acılarını yazarak rahatlayabiliyor. Sonra da beyninde o kötü düşüncelere format atmış oluyor.
“Ben kendimi seviyorum, yaşadığım bu kötü dönemler bitti, kendimi affediyorum ve teslim oluyorum” demek gerekiyormuş. Sürekli anda takılı kalmak insanı mutlu etmez. Karşımızdakilerin yaptığı haksızlıklar, belki acılar… Siz üzüldüğünüzle kalırsınız, azat etmek gerekiyor. Çünkü beklediğiniz o özrü, değeri asla göremeyeceksiniz.
İnsanlar bizden bekler; okulda iyi bir öğrenci, evde iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir anne, işte iyi bir çalışan… Birileri bizden bir şeyler bekler, bu hayat devam ettikçe devam eder. Çoğu zaman “Sen ne istiyorsun?” demek insanın aklına gelmez. Çünkü siz yaptıklarınızla devam edersiniz. Kimileri şanslıdır; ayna önünde olmak, ilgi görmek, her şeyin nimetlerinden faydalanmak, çoğu şeye emeksiz sahip olmak… Onların şanslı olduğunu düşünürsünüz, özenirsiniz, hayranlık duyarsınız. Ama bu onun hayatıdır, önünüze bakmak gerekir.
Yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Babamı yeni kaybetmiştik, 20’li yaşlardaydım. Cenaze evrak işlemleri 90’lı yıllarda maalesef manuel oluyordu. Ben bu konularda tecrübesizdim, çoğu şeyi annemle yapmak durumundaydık. Bir gün nüfus müdürlüğüne gittim, beklediğim evrak gelmemişti. Geri döndüm, tren garına gittim. Bir noktada bir banka oturdum. Kendimi çaresiz hissediyordum. Yaşıtlarım gezip tozup eğleniyor, ben ise bilmediğim, yapmak zorunda olduğum devlet daireleri arasında geziyordum. Babamı kaybettiğime değil, zamansız vefatına isyan ediyordum. Ağladım… Kimse görmedi, “Nasılsın?” demedi. Sonra tren geçti, rayların üstünde küçük bir çiçek eğildi, kalktı ama kopmadı; sanki direniyordu.
Kafamda bir ampul yandı. Çiçek bile direniyor… Toprağın üstündeki karıncalar ağırlığınca besin taşıyorlar. Ağaçlar baharda uyanıyor, kışın uyuyor. Bulutlar bir tablo gibi gökyüzünde… Kimse seni görmez, sormaz; sen kendini görmelisin. Seni yaratan Yaratıcı’ya şükretmelisin. Gözyaşlarımı silip kalktım, kaldığım yerden devam ettim. O gün bugündür devam ediyorum. Benim sihrim de yazmak… İyileştirdiğine inanıyorum. Kimse görmese, kimse sevmese de seni seven birinin olduğunu düşünmek iyi geliyor. Beni yaratan Rabbim beni unutmaz. Dua ettikçe ona yakınlaşıyorum. Sıkıntılarımı görüyor, “Derdi veren dermanını da verir” diyorum. Bekleyenler beklemeye devam eder, ben de yoluma giderim. Kimse kimsesiz değildir… Sevgiyle kalın…













