Ankara’da profesyonel ya da sosyal hayatta iletişimin en temel, en vazgeçilmez ve en stratejik bağlacı, şüphesiz ki o meşhur “La” kelimesidir.
Dünya üzerindeki hiçbir dil bilimci, tek bir hecenin bu kadar farklı duygu durumunu, bu kadar net ve keskin bir şekilde ifade edebileceğini öngörememiştir.
Bir üst düzey yöneticinin ya da sokaktaki bir esnafın ağzından çıkan “La”, cümlenin içindeki konumuna göre adeta bir kurumsal yönetim enstrümanına dönüşür:
- Cümlenin Başındaysa (Uyarı ve Dikkat Çekme): “La dur, acele etme!” Burada kullanılan kelime, uluslararası kriz masalarında kullanılan “kırmızı alarm” ile eşdeğerdir. Karşı tarafa anlık bir durma ve düşünme alanı yaratır.
- Cümlenin Ortasındaysa (Vurgu ve İkna): “Biz bu projeyi var ya la, sabaha kadar bitiririz.” Buradaki işlevi, projenin biteceğine dair verilen en büyük teminattır. Herhangi bir sözleşmeye, ıslak imzaya ya da teminat mektubuna gerek bırakmaz.
- Cümlenin Sonundaysa (Mutabakat ve Tasdik): “O iş tamam la.” İşte bu, Ankara patentli bir yönetim kurulu kararıdır. Resmi Gazete’de yayınlanmış kadar kesin, net ve geri dönülemez bir mutabakat zaptıdır.
Ankara’da bu kelimeyi doğru tonlamayla kullanan biri, en hantal bürokratik engelleri bile tek bir hamlede aşabilir. Çünkü “La”, bu şehrin insanları arasındaki gizli, yazısız bir frekans ortaklığıdır.












