Çölde kalan ruhların bile döndü talihi, türküler yaktı sana; ben uzaktan uzaktan. Ne bilirsin, ne seversin, en çok seni sevdiğimi..
Bazen yeni cümleye başlarsın bir umutla, hayatın hep bir umut olur pencerenin buğusunda. Bizim evin penceresine serçe bir kuş konup sürekli etrafı seyredip duruyordu, hafif de yağmur var. Acaba dedim, serçe de biz insanlar gibi dertli mi? İnsanlar doğduğu günden bugüne kadar hep bir dert ve keder içerisinde, nasıl masum bir serçe dert içinde olmasın ki?
Bakıp duruyorum etrafıma, çevreme ve yanımdaki insanlara; kimisinin annesi yok, kimisinin babası yok, kimi sevdiğini kaybetmiş, kimi de yarinden ayrılmış…
Bir Erzurum türküsünde der ki:
“Dün gece yar hanesinde,
Yastığın bir baş taş idi,
Altım çamur üstüm yağmur,
Yine gönlüm hoş idi…”
Bir umut sevdasına düşer ki insan, sevdiğinin karşısında yanar tutuşur, dünya sanki onsuz yok gibidir. Ya kalbine söz geçiremez ya da beynine; sevdiği için yanar tutuşur. Bizim evin önüne gelen serçe kuşu da acaba yarinden mi ayrıldı? Ya da bir sevdiğini mi kaybetti? Neyi vardı ki göklere öyle derinliklerine bakıyordu?
Kaybetmişliğimizin ardından hangi söz söylenir ki? Serçe de kaybetmiş yarini, buruk buruk bakar gökyüzüne, gözünden süzülür damla damla yaş, yağmur altında kaybolup gider; bir akşam üzeri…
Nerede bu çileyi çekenlerin tarihi
Kalbimin enkazına kan akıyor duvaktan
Çölde kalan ruhların bile döndü talihi
Türküler yaktı sana; ben uzaktan uzaktan…
Ne bilirsin, ne seversin, en çok seni sevdiğimi…













