Gözünü yediğim Ankaralılar, nörüyonuz bakam?
Geçen gün “Şöyle Sincan’dan trene bineyim, Kayaş’a kadar bir memleket turu atayım” dedim. Tren yanaştı, kapılar bir açıldı… Vagon değil bildiğin Yüksek İstişare Kurulu! Herkes bir köşeye çekilmiş, kimi gazete okuyor, kimi yanındakine memleket ekonomisini anlatıyor.
Zor belâ bir koltuğa oturdum. Yanımda Sincanlı bir Hüseyin Amca var, elinde koca bir pazar poşeti. Karşımızda da kulaklığını takmış, saçları spreyden kask gibi olmuş genç bir kardeşimiz oturuyor. Tren Lale durağından kalktı, tıkır tıkır ilerliyor.
Hüseyin Amca gencin kulağındaki kabloyu gördü, parmağıyla dürtükledi:
– “La yeğenim,” dedi, “O kulaktan kafana giren kablo neyin nesi? Beynine elektrik mi veriyonuz, şarkı mı dinliyonuz?”
Bizim genç kulaklığı çıkardı, Ankaralı kibarlığıyla:
– “Amca rap dinliyorum, kafa dağıtıyorum” dedi.
Hüseyin Amca pazar poşetini dizine çekti, lafı gediğine öyle bir oturttu ki:
– “Oğlum ne repi la? Sen hiç Etimesgut’tan geçerken trenin raylara vurduğu o ‘tık-tık-tık’ sesini dinledin mi? Asıl ritim orada! Bak tren bile ‘Sincan-Kayaş, yavaş yavaş’ diye ritim tutuyor, sen neyin kafasını dağıtıyon?”
Bütün vagon bir an sustu, arkadan bir teyzemiz kıkırdamaya başladı!
Derken Gar durağına geldik. Vagon iyice doldu. Koltukta oturan iki tane amcamız Siirt-Kars hattı gibi birbirine laf yetiştiriyor. Biri diyor ki:
– “Gardaşım ben Kayaş’ta inip bahçeye domates ekeceğim.”
Öbürü cevap veriyor:
– “La ne domatesi? Ankara’nın ayazında domates mi yetişir? Senin domates fidesi trenden inip soğuğu yediği an salça olur, haberin yok!”
Tam Sıhhiye civarına geldik, tren hafiften bir fren yaptı. Ayaktaki bir dayımız dengesini kaybetti, yanındaki teyzenin filesine tutundu. Filedeki pırasalar dayının omzuna rütbe gibi kondu!
Dayı hiç bozuntuya vermedi, teyzeye döndü:
– “Abla kusura bakma, tren vites küçültünce ben Senin pırasalara general rütbesi takmış oldum!”
Teyzem filesini çekti, noktayı koydu:
– “Sana rütbe az gelir oğlum, sen bu duruşla Kayaş İstasyon Müdürü olursun!”
İşte bizim Ankara’nın banliyö treni böyledir canlar… Sincan’dan binerken dertli girersin, Kayaş’a varana kadar bir tiyatro oyunu izlemiş gibi gülmekten helak olursun! Her vagon ayrı bir alem, her durak ayrı bir hikaye…
Lafın özü; treniniz raydan çıkmasın, kartınızda bakiyeniz tam, vagonunuzdaki muhabbet daima demli olsun!
Hadi kalın sağlıcakla!












