Bizim Ankara’da dolmuşa binmek, sadece A noktasından B noktasına gitmek değildir gardaşım. Dolmuş, Ankara’da kendi kanunları, kendi hiyerarşisi olan mobil bir krallıktır!
Şimdi Kızılay’ın göbeğinde durağa yanaşırsın. Dolmuş gelir, kapı “pat” diye açılır. Dışarıda ayaz var, içeride ise efsane bir atmosfer. Şoför abimiz gaza hafif hafif dokunurken bir yandan da dikiz aynasından raconu keser: “İlerleyelim la arkaya doğru! Şumafix gibi yapışmayın kapının ağzına!”
Ama esas mevzu, o dolmuşun “ön koltuğu”dur bebe! Ön koltuk, Ankara dolmuşunda sıradan bir yer değildir; ordaki adam adeta şoförün sağ kolu, dolmuşun gayriresmi veznedarıdır.
Şifreli diyaloglar hemen başlar. Arkadan bir el uzanır, omzuna tık tık vurur: “Kaptan, aşşağğdan bir Kızılay uzatır mısın bebe?” Ön koltuktaki adam parayı alır, şoföre uzatır, üstünü alır, arkaya sayar verir. Adam yolculuk boyunca hem Para Merkez Bankası gibi çalışır hem de şoförün “La şu sağdaki araba ne biçim kırıyor öyle?” muhabbetine eşlik eder. O koltuğa oturan adam, inene kadar dolmuşun muavini sayılır, kafileyi sağ salim hedefe ulaştırır!
Bir de para üstü hesabı var ki, giren denklem NASA’da çözülmez. Arkadan 200 lira uzatılır: “Usta iki tam, bir öğrenci, bir de Kuğu Parkı’nda inecek teyze var, para üstü kaç la?” Şoför abimiz vitesi 3’ten 4’e çekerken kafadan hesabı öyle bir yapar ki, para üstü kuruşu kuruşuna elden ele arkaya kadar gider. Tek bir kuruş şaşmaz!
Lafın özü canlılar; Ankara dolmuşu dayanışmadır, matematiktir, en önemlisi de “Kaptan müsait bir yerde tükürür müsün?” samimiyetidir. Bu şehirde dolmuşun ön koltuğunda bir kere para üstü dağıtan adamın sırtı hayatta yere gelmez!












