Bazı insanlar vardır; dışarıdan baktığınızda hayatları kusursuz görünür. Güzel bir ev, düzenli bir hayat, başarılı bir iş, gülümseyen fotoğraflar… Her şey yerli yerindedir.
Ama kimse onların geceleri ışığı kapattığında ne hissettiğini bilmez.
Mükemmelliğin içinde sessizce ağlayan insanlar vardır.
Gülümserler çünkü kimseyi üzmek istemezler. “İyiyim” derler çünkü anlatmaya başlayınca nereden başlayacaklarını bilemezler. Kalabalıkların içinde kahkahalar atarken, içlerinde kocaman bir sessizlik taşıyabilirler.
Bazen en güzel görünen hayatların içinde en büyük kırgınlıklar saklıdır.
Çünkü insanın yüzü her zaman kalbini anlatmaz.
Sosyal medyada gördüğümüz mutlu fotoğraflar, tertemiz evler, güzel sofralar ve kusursuz hayatlar yalnızca bir anın görüntüsüdür. O fotoğraf çekildikten birkaç dakika sonra biri banyoya girip sessizce ağlıyor olabilir.
Belki de bu yüzden insanları yalnızca gördüklerimizle yargılamamalıyız.
“Ne güzel hayatı var.” dediğimiz kişinin içinde kim bilir kaç tane yarım kalmış cümle vardır.
Mükemmel olmak zorunda değiliz.
Bazen dağınık olabiliriz. Bazen yorulabiliriz. Bazen hiçbir şey yapmak istemeyebiliriz. Bazen güçlü görünmek yerine ağlamaya ihtiyacımız olabilir.
Çünkü ağlamak, hayatımızın kötü olduğunu değil; kalbimizin hâlâ hissettiğini gösterir.
Belki de gerçek mutluluk, hiç ağlamamak değil; ağladıktan sonra kendimize şefkat gösterebilmektir.
Ve unutmayalım:
Mükemmel görünen insanların da sarılmaya, anlaşılmaya ve “Senin de yorulmaya hakkın var.” sözünü duymaya ihtiyacı vardır.
Çünkü bazen en çok gülümseyen insanlar, içlerinde en sessiz gözyaşlarını taşırlar.













