İnsan ilişkilerinde ilk temasın gücü inkâr edilemez. Biriyle tanıştığımızda elimizi uzatır, gülümser ve çoğunlukla otomatikleşmiş bir cümle dökülür dudaklarımızdan: “Memnun oldum.”
Çocukluğumuzdan itibaren öğreniriz bu kalıbı. Toplumsal nezaketin bir parçasıdır. Ama gerçekten düşündüğümüzde, biriyle tanışmanın daha ilk saniyesinde nasıl “memnun” olabiliriz? Henüz hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, karakterini tanımadığımız, bize ne katacağını ya da bizden ne götüreceğini görmediğimiz bir insanla karşılaşır karşılaşmaz söylenen bu cümle, bir yanıyla yapay bir kibarlık gibi hissettirebilir.
Ben de çoğu kez aynı hisse kapıldım. O yüzden “memnun oldum” cümlesini hemen değil, biraz zaman geçtikten sonra, gerçekten içtenlikle söylemeyi tercih ederim. Çünkü biriyle tanışmak, aslında bir yolculuğun başlangıcıdır. O yolculukta ortak paydalar bulur, güven kurar, sohbet eder, bazen dertleşir, bazen güleriz. İşte o anlarda kalbimden gelen bir ses bana der ki: “Evet, bu insanı tanıdığıma memnun oldum.”
Aslında mesele sadece bir cümleden ibaret değil. Bu küçük örnek, hayatımızda kullandığımız birçok otomatikleşmiş sözün de göstergesidir. Düşünmeden söylediğimiz “Nasılsın?”, “İyiyim, sen?” türünden kalıplar çoğu zaman duygusuz ve yüzeysel bir ritüelden öteye geçmez. Oysa söz, insana sorumluluk yükler. Dil, insanın iç dünyasının aynasıdır. Eğer söylediğimiz kelimelerle hissettiğimiz duygular arasında uçurum oluşursa, iletişimimizin samimiyeti zedelenir.
Günümüz insanı zaten yapaylıkla kuşatılmış durumda. Sosyal medyada kurulan sahte yakınlıklar, günlük hayatta nezaket adı altında yapılan yüzeysel sohbetler, gerçekte yalnızlığımızı gizlemeye yarayan birer maske gibi işliyor. Belki de bu yüzden, söylenen her cümlenin daha çok içtenlik taşımasına ihtiyaç var. “Memnun oldum”u tanışmanın en başında söylemek yerine, gerçekten o hissi duyduğumuzda ifade etmek, insan ilişkilerine bambaşka bir sıcaklık katabilir.
Bir düşünün: Karşınızdaki insanla zaman geçirdiniz, belki bir kahve içtiniz, belki kısa bir yolculuk yaptınız ya da dertlerinizi paylaştınız. Tam ayrılırken ona dönüp “Seni tanıdığıma gerçekten memnun oldum” demek, baştaki otomatik cümleden çok daha değerli olmaz mı? Çünkü bu kez cümle sadece dilinizden değil, ruhunuzdan çıkar.
İletişim, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; kelimelerin içini dolduran duygulardan doğar. Bu yüzden, hayatın her alanında gereksiz tekrarları ve öylesine söylenen sözleri azaltmak, samimiyeti çoğaltır. Bazen sessizlik bile boş bir nezaket cümlesinden daha güçlüdür.
Belki de küçük bir tavsiye, hepimize iyi gelir: Cümlelerimizi azaltalım ama anlamlarını derinleştirelim. “Memnun oldum” demeyi aceleye getirmeyelim. Söyleyeceksek de, gerçekten hissederek söyleyelim. Çünkü samimiyet, dilin en kıymetli süsüdür.













