Sarı kedi içini çekti … “Eskiden buradan güneşin doğuşunu izlerdik. Rüzgâr yüzümüze dokunur, kuşların sesini duyardık.”
Tekir kedi başını kaldırıp gökyüzünü aradı. Ama görebildiği sadece binaların gri duvarlarıydı.
“Şimdi gökyüzü bile parça parça kaldı,” dedi. “Binalar yalnızca manzarayı değil, havayı da kapattı.”
İki kedi uzun süre sessiz kaldı. Aşağıda insanlar telaşla yürüyordu. Kimse başını kaldırıp gökyüzüne bakmıyor, kimse rüzgârın eskisi gibi esmediğini fark etmiyordu.
O sırada küçük bir serçe, binaların arasından güçlükle uçarak duvarın üzerine kondu.
“Neden bu kadar üzgünsünüz?” diye sordu.
Sarı kedi gülümsedi.
“Çünkü biz bu mahallenin eski hâlini biliyoruz. Ağaçların gölgesini, açık gökyüzünü, temiz havayı hatırlıyoruz.”
Serçe etrafına baktı.
“Ben ise bunlardan hiçbirini görmedim,” dedi.
İki kedi o an anladı ki en büyük kayıp, sadece doğanın yok olması değildi. Asıl kayıp, insanların ve yeni nesillerin neyi kaybettiklerini artık bilmemeleriydi.
Güneş, binaların arkasında erken kayboldu. İki kedi sessizce ayağa kalktı. Gökyüzünün görünen küçücük parçasına son bir kez baktılar.
Belki bir gün insanlar yeniden gökyüzüne bakmayı, temiz havanın kıymetini bilmeyi ve doğayla birlikte yaşamayı hatırlardı.
O güne kadar iki kedi, her akşam aynı duvarda oturup kaybolan maviliği beklemeye devam etti.













