Bazı şeyler anlatılmaz. Anlatılsa eksik kalır, söylense anlaşılmaz. O yüzden bazı duygular sadece susularak yaşanır. İşte ben seni öyle sevdim. Sessizce. Kimseye anlatmadan. Kimseye göstermeden. İçimde bir sır gibi saklayarak.
Senin adını kalbime yazdım ama kimseye söylemedim. Çünkü bazı isimler yüksek sesle söylenince anlamını kaybeder. Sen, içimde yankılanan bir fısıltıydın. Herkes gülüp geçerken ben sana içimle tutunuyordum.
Bir gün biri “Neden bu kadar sessizsin?” dedi. Gülümsedim. Çünkü bazı sessizlikler, en çok şey anlatır. Seninle ilgili her şey bendeydi. Ama kimse bilmedi. Bilmesin istedim. Çünkü seninle ilgili her şey, biraz benle ilgiliydi. Ve ben, kendimi bile tam tanımamışken seni nasıl anlatabilirdim?
Sır gibi sevdim seni. Gözümle değil, içimle baktım. Herkesin geçtiği sokakta senin izini aradım. Herkesin dinlediği şarkıda senin sesini duydum. Ama kimseye söylemedim. Çünkü bazı sevgiler, söylenince eksilir. Ben eksilmek istemedim.
Sen gittin. Belki hiç gelmedin. Ama ben seni hâlâ içimde taşıyorum. Bir sır gibi. Kimsenin bilmediği, kimsenin dokunamadığı bir yerde. Kalbimin en sessiz köşesinde.
Ve biliyor musun? En güzel sırlar, kimseye anlatılmayanlardır. Sen de öyle kaldın bende. Anlatılmayan, ama hep yaşanan bir hikâye gibi.












