Bir toplum düşünün… Herkes konuşuyor ama kimse gerçeği anlatmıyor. Herkes gülümsüyor ama kimsenin içi rahat değil.
Sosyal medyada “mükemmel hayatlar” paylaşılırken, gerçek hayatta insanlar sessizce tükeniyor.
Bugün artık kimse nasıl yaşadığını değil, nasıl göründüğünü önemsiyor.
Bir kahve fotoğrafı, bir araba anahtarı, lüks bir masa, sahte mutluluklar… İnsanlar hayat yaşamaktan çok, hayat sergilemeye başladı. Üstelik en acı tarafı şu: Kimse bunun farkında değilmiş gibi davranıyor.
Geçim derdi büyüyor, insanlar psikolojik olarak çöküyor, gençler gelecek kaygısıyla nefes alamıyor. Ama gündem hâlâ “kim kimi takip etti, kim ne giydi, kim nerede görüntülendi?”
Gerçek sorunlarımız görünmez hâle gelirken, yapay gündemler milyonlarca insanın zihnini meşgul ediyor.
Eskiden insanlar ay sonunu düşünürdü. Şimdi insanlar, ay sonuna kadar güçlü görünmeyi düşünüyor. Çünkü bu çağda mutsuz olmak bile gizlenmesi gereken bir “ayıp” gibi sunuluyor.
Oysa gerçekler filtreyle kapanmıyor.
Birçok insan artık yorgun.
Hem ekonomik olarak, hem duygusal olarak hem de zihinsel olarak…
Ve en korkutucu olan şu:
Toplum, insanların sessiz çöküşüne alıştı.
Bir insanın gözlerinin içindeki yorgunluğu görmek yerine, paylaştığı fotoğrafın kalitesine bakıyoruz. Çünkü çağımız, hissetmeyi değil göstermeyi öğretiyor.
Belki de bu yüzden kimse gerçekten iyi değil.
Sadece iyi görünmeye çalışıyor.
Ve bazen en büyük yalnızlık, kalabalığın ortasında “iyiyim” rolü yapmaktır.













