Dünya genelindeki o devasa holdingler, küresel şirketler ve uluslararası kuruluşlar iş yerinde en ufak bir kriz, bir aksaklık çıktığı zaman ne yapacaklarını şaşırırlar; hemen saatlerce süren acil durum toplantıları organize ederler, sayfalar dolusu raporlar hazırlar, analizler çıkarırlar.
Ankara’nın o tecrübeli esnafı ise dükkanda bir kriz, bir tedarik sıkıntısı ya da operasyonel bir pürüz gördüğü an, hiç istifini bozmadan ceketinin düğmesini ağırbaşlılıkla ilikler, derin bir nefes alır ve karşı tarafa bakarak net bir sesle: “Tamam ortak, sıkıntı yok, hallederiz!” der. Ve inan bana can, o kelimenin ağızdan çıktığı saniyede o koca kriz aslında tamamen çözülmüş, konu kapanmış demektir.Bu tek bir kelimeye sığdırılan “hallederiz” kültürü, dünyadaki tüm uluslararası kriz yönetim stratejilerinin, o kalın ders kitaplarının hepsinden çok daha etkili ve çok daha güçlü bir iş bitiriciliğe sahiptir. Çünkü bu cümlenin içinde hem o yılların getirdiği muazzam profesyonelliği ve iş esnekliğini barındırır, hem de karşı taraftaki insana “Sen hiç merak etme, arkana rahatça yaslan, iş şu an tamamen ehlinin, işi bilen usta bir canın elinde” mesajını o meşhur Ankara samimiyetiyle ve güveniyle verir. Ankara esnafı krizden korkmaz; kriz çıktığında geçmişin yorucu dehlizlerine girip vakit kaybetmek yerine, pratik aklıyla duruma hemen vaziyet eder, nizamı sağlar ve dükkanın o tıkır tıkır işleyen çarklarının durmasına asla izin vermez.













