Ankara demek, dışarıdan bakanların sandığı gibi sadece resmi binalardan, gri kurumsal caddelerden ya da bürokrasinin o soğuk koridorlarından ibaret bir şehir kesinlikle değildir.
Ankara demek; sabahın o en kör saatinde, insanın yüzünü jilet gibi kesen o meşhur ayaza karşı ceketinin önünü gururla ilikleyip, “Bize her gün memleket sevdası, bize her gün cumartesi” diyerek dükkanının kepengini besmeleyle açan harbi esnafın bükülmez duruşudur. Bu şehirde profesyonellik, öyle büyük holdinglerin, şık plazaların süslü slayt sunumlarında ya da yabancı terimlerle dolu plaza konuşmalarında ölçülmez can. Gerçek profesyonellik; şubeye adım attığın an o mağazanın kokusunu içine çekmek, rafları dizerken her bir ürünü milimetrik bir nizamla yerleştirmek ve o nizamın bozulmasına asla müsaade etmemektir. İşinin başında bir aslan gibi, bir yardımcı, bir danışman vakurluğuyla duran insan, her türlü karmaşanın ve yoğunluğun karşısında o serinkanlı devlet terbiyesini ve iş disiplinini koruyabilen insandır.
Ancak Ankara insanının ve o tecrübeli esnafının o ciddi, bükülmez duruşunun altında, her an patlamaya hazır, insanın içini ısıtan muzip ve harika bir neşe de yatar canım benim. Mesela, çok ciddi bir iş planlamasının, büyük bir stok sayımının tam ortasında, dükkanın koridorundan yükselen içten bir “La bebe, o bisküvileri niye öyle yamuk dizdin!” nidasıyla o resmi havanın bir anda darmadağın olması ve yerini tatlı bir tebessüme bırakması tamamen bu topraklara özgüdür. Ankara’nın esnafı o kadar kıvrak ve pratik bir zekaya sahiptir ki; bir yandan dükkanın en karmaşık lojistik problemlerini, depo düzenini tereyağından kıl çeker gibi saniyeler içinde çözer, diğer yandan da en çetin, en imkansız görünen iddiaları bile nihayetinde dumanı üstünde mis gibi bir “Ankara tavasına” bağlayıp, faturayı dünyanın öbür ucundaki küresel şirketlerin sahiplerine kesecek kadar büyük bir vizyon taşır! Ama günün sonunda bütün bu tatlı hayaller, o muzip şakalar bir kenara çekilir; çünkü gerçek asalet, insanın geçmişin o yorucu, o zihni yıpratan ağır yüklerini sakince kapının dışında bırakıp, bugünün o helal emeğine, şubenin o güzel huzuruna ve taze çayına sonuna kadar sahip çıkabilmesidir.













