Son zamanlarda herkes bilinçli bir toplumdan bahsediyor. Herkes saygıdan, empatiden, adaletten, özgürlükten ve insanların birbirine nasıl davranması gerektiğinden söz ediyor. Sosyal medyada herkesin söyleyecek bir sözü, verecek bir dersi var. Ama garip olan şu: İnsanların söyledikleriyle yaşadıkları hayatlar birbirini tutmuyor.
Başkalarına dürüst olmayı anlatıp kendi hayatında dürüst davranmayanlar var. Saygı bekleyip karşısındakine saygı göstermeyenler var. Empatiden bahsedip yalnızca kendisini anlamanızı bekleyenler var. Herkes iyi insan olmak istiyor ama çok az insan gerçekten iyi davranmanın sorumluluğunu almak istiyor. Çünkü bugün olduğun kişi olmak yerine, olmak isteyip de olamadığın kişiyi göstermek daha kolay. Büyük bir maske var. Herkes kendi benliğindeki gerçekliği saklıyor.
Sosyal medya da bunun için mükemmel bir alan. İnsanlar hayatlarının tamamını değil, göstermek istedikleri kısmını gösteriyor. Daha bilinçli, daha mutlu, daha güçlü, daha başarılı, daha duyarlı… Bir süre sonra insanın kendisiyle, başkalarına gösterdiği kişi arasında fark oluşuyor. Asıl sorun da burada başlıyor. Bilinçli olmak, doğru cümleleri kurmak değildir. Bilinçli olmak; kimse görmediğinde de doğru davranabilmektir.
Bir insanın karakteri paylaşımında yazdığı cümlelerle değil, çıkarı olmadığı zaman nasıl davrandığıyla belli olur. Belki de artık birbirimize ne söylememiz gerektiğini öğretmek yerine, önce kendimize bakmamız gerekiyor. Gerçekten bilinçli bir toplum; herkesin çok konuştuğu değil, söylediğini yaşadığı toplumdur. Ve belki de kendimize sormamız gereken en basit soru şu: Ben gerçekten böyle biri miyim, yoksa sadece öyle görünmeyi mi seviyorum? Hayat da bir tiyatro sahnesi ama maskeleri arada çıkartmak gerekiyor.












