Gadasını aldıklarım, nörüyonuz bakam? Geçenlerde yolum Ulus Hali’ne düştü. Dedim şöyle bir dolaşayım, biraz domates, biraz yeşillik bakayım. Bir tezgâha yanaştım, amcam domatesleri dizmiş, sanki mücevher sergiliyor.
– “Kilo kaça amca?” dedim.
Amca şöyle bir durdu, beni baştan aşağı süzdü, “Sana 30 olur gardaşım” dedi.
– “Amca naptın la? Yan tezgâhta 25!” dedim.
Amca gözünü bile kırpmadan cevap verdi:
– “Gardaşım oradaki domatesse, benimki ne peki? Benim domates salataya doğranırken kendi kendine tuzlanıyor, o kadar tatlı!”
Ankara esnafındaki bu ikna kabiliyeti kimsede yok vallahi! Adamı ayakta uyuturlar da ruhun duymaz, üstüne bir de “Allah razı olsun” der çıkarsın.
Sonra Çıkrıkçılar Yokuşu’na doğru tırmanıyorum. İki teyzemiz halı dükkanının önünde pazarlık ediyor. Teyzem halıyı süzüyor, esnaf abimiz de arkadan ikna konuşması yapıyor:
– “Abla bak bu halı kayseri dokuması, antika sayılır!”
Teyzem arkasını döndü, noktayı koydu:
– “Oğlum halının arkasında ‘Made in Çin’ yazıyor, sen kimi kandırıyon la?”
Esnaf abimiz hiç bozuntuya vermedi:
– “Abla Çin’deki fabrikayı çalıştıran da Kayserili zaten, sen içini ferah tut!”
İşte ben bu şehrin insanını bu yüzden çok seviyorum. Herkes mizah profesörü, herkes hazırcevap! Kriz anında bile o Ankaralı pratikliği devreye giriyor ya, hastasıyım vallahi.
Lafın özü canlar; Ankara’da alışveriş yapmak sadece mal almak değildir, bir nevi tiyatro seyretmektir. Cebinizde tebessümünüz, dilinizde “Gardaşım” eksik olmasın.
Hadi kalın sağlıcakla!











