Eskiler mi güzeldi yoksa biz mi eskiden daha güzeldik? Eskiden mahallede yaşamak, büyük bir ailenin parçası olmak gibiydi.
Sabahları fırından gelen ekmek kokusu sokağa yayılır, kapılar aralanır, “Hadi kahveye gel” diyen samimi sesler duyulurdu. Çocuklar için de mahalle bambaşka bir dünyaydı. Televizyon ve telefon bağımlılığı olmadan, ip atlamanın, top oynamanın, saklambaçta kaybolmanın tadı bambaşkaydı. Evin içinde değil, sokakta büyüyen çocuklar vardı.
Herkes birbirinin çocuğunu sahiplenir, göz kulak olurdu. “Komşu teyze” ya da “Mahallenin amcası” kavramları sadece bir hitap değil, bir güven duygusuydu. Mesela çocuklar sokakta misket oynar, akşam ezanı okununca anneler camdan seslenirdi: “Haydi artık eve!” Şimdi ise şehir hayatının telaşı, yüksek duvarlar ve ekranlara gömülmüş hayatlar bizi birbirimizden kopardı. Oysa biz, paylaşmayı bilen, birbirine sırt veren insanlardık. Mahalle kültürü sadece eski bir hatıra değil, içimizi ısıtan bir yaşam tarzıydı.
Mahalle dediğin, kapını çalıp “Komşum, bir bardak şekerin var mı?” diyebildiğin, bayram sabahları herkesin birbirine uğradığı, hastan varsa yemeğinin komşudan geldiği yerdir. Apartman boşluğunda yayılan kek kokusu, bahar geldiğinde hep birlikte temizlenen sokaklar, kaldırımda çay eşliğinde yapılan uzun sohbetlerdir. İnsan, komşusunun halini hatırını sormazsa nasıl insan olur? Biz birbirimize lazımız, hem iyi günümüzde hem de zor zamanlarımızda. Komşuluk, sadece yan yana oturan insanların ilişkisi değil, içten bir dayanışma, sıcak bir paylaşım demekti.
Mahallede biri hastalansa, herkes seferber olurdu. Bir tencere çorba kapıya bırakılır, iyi dilekler sunulurdu. Yeni taşınan bir aileye “Hoş geldin” demek için eller dolu giderdi komşular. Kimse yalnız hissetmezdi, çünkü yalnız değildi. Komşular, kardeş gibi birbirine bağlıydı. Bir düşünün; sabah kapıdan çıkarken size “Kolay gelsin!” diyen bir komşunuzun olması ne güzel bir duygu! Ya da pencereden uzatılan bir tabak sıcak börek… Mahalle kültürü, sadece bayramlarda hatırlanan bir şey değil, her günümüzü güzelleştiren bir değer. Bir gülümseme, bir selam, kapı önüne bırakılan bir avuç erik… Bunlar küçük ama içimizi ısıtan, bizi biz yapan şeyler.
Bugün modernleşen dünyada her şey daha hızlı. Teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucundaki birine anında ulaşabiliyoruz lakin teknolojiyle birbirimize daha yakın ama aslında daha uzak hale geldik. Günümüzde sokaklar sessiz, çocuklar ekran başında. Süt kaynatmanın kokusunu bile unuttuk belki de. Mektup yazmak yerine, kısa mesajlar atıyoruz. Her şey daha pratik, ama bir şeyler eksik. Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirini tanımayan insanlar var. Oysa komşuluk, mahalle kültürü sadece bir nostalji olmamalı. Hâlâ bir kapıyı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diyebiliriz. Küçük bir selam, bir tebessüm bile o eski günlerin sıcaklığını geri getirebilir.
Belki de eski mahalle kültürünü geri getirmek bizim elimizde. Belki bir gün yine tencerelerde süt kaynatır, komşuyla kapı önünde çay içeriz. Çünkü mutluluk, paylaştıkça büyür. Çünkü mahalle dediğin, sadece evlerin değil, kalplerin de birbirine yakın olduğu yerdir. Peki sizce bugün neden değişti? Eski komşuluk ilişkilerini özleyenler burada mı?
Unutmayın, her düşünce bir değişimin başlangıcı olabilir. Siz de düşüncelerinizi paylaşarak bu değişimin parçası olun..














Muazzam ifade ediliş.. Güvenin, saygının ,sevginin çıkarsız olduğu muazzam zamanları idi …
Küçüklüğümde oturdugunuz evin hemen arkasında bi alan vardı mahellenin bütün çocukları orda oynardık erkeler futbol oynardı kızlar etrafı taşlarla örülü evler yapar çamurdan pastalar tatlılar yapar komşucukuk oynardı akşam üstü erkekler kızlar karışık ya saklambaç ya da o zamanlar okulda tenefus aralarında bile oynamaktan vazgeçemediğimiz kaçak polis oyununu oynardık. Havanın kararması ile birlikte annelerimizin “Haydi artık eve” sözüyle herkes evine koştururdu tabi bazen anne biraz daha hem daha hava tam karamadı ki deyip oyunumuzu biraz daha uzatmak için mücadele verirdik. Yazınızı okurken duygularım aktı gitti o günlere doğru kaleminize sağlık. Hem eskiler güzeldi hem biz güzeldik.🥹