Her şehrin kendine özgü bir ruhu vardır ve bu ruh, en çok o şehrin müziğinde kendini gösterir. Ankara’nın ruhu ise, şık restoranlarda, resmi davetlerde ve en ciddi ortamlarda bile aniden çalmaya başladığında tüm salonu coşturan “Ankara Havaları”nda saklıdır. Bu müzik, sadece bir ritimden ibaret değildir; o, adeta bir sihirli değnek gibi, insanların içindeki coşku ve eğlenceye dokunur.
Bu sihrin en komik yanı, o ana kadar son derece ciddi ve resmi olan bir iş insanının, bir anda kravatını gevşetip, halay başı olmasıdır. Veya en utangaç kişinin, ellerini havaya kaldırıp, kendini müziğin ritmine bırakmasıdır. Bu, planlanmış bir dans değil, adeta içgüdüsel bir harekettir. Müzik başladığında, mantık devre dışı kalır, ayaklar kendi kendine hareket etmeye başlar ve herkes, yaşından, statüsünden bağımsız olarak, o büyük halay zincirinin bir parçası oluverir.
”Ankara Havaları“nın gücü, insanları bir araya getirme yeteneğinde yatar. Bir düğünde, bir iş yemeğinde veya bir kutlamada, farklı sosyal çevrelerden insanlar, aynı müziğin ritmiyle birleşir. O an, ne yaşın, ne mesleğin, ne de sosyal statünün bir önemi vardır. Herkes eşittir ve herkes sadece eğlenir. Bu durum, modern şehirlerin kaybettiği o aidiyet ve topluluk duygusunu, bize yeniden hatırlatır.
Sonuç olarak, “Ankara Havaları” sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda Ankara’nın sosyal yapısının ve ruhunun bir yansımasıdır. Bu müzik, bize hayatın sadece ciddiyetten ibaret olmadığını, bazen tüm dertleri unutup, sadece müziğin ritmine kapılıp gitmemiz gerektiğini gösterir. Unutma, Ankara’nın gerçek ruhu, en şık binalarında değil, en coşkulu halaylarında atar.













