Bütün ihtimalleri açık tutmaya çalışmak, aslında hiçbir ihtimali yaşamamaktır.
Hayat, baştan sona bir seçimler yolculuğudur. Sabah uyanır uyanmaz hangi kıyafeti giyeceğimizi, kahvaltıda ne yiyeceğimizi seçmekle başlar gün. Büyüdükçe ve sorumluluklar arttıkça seçimler de ağırlaşır: Hangi mesleği yapacağımız, kimlerle dostluk kuracağımız, hangi şehirde yaşayacağımız… Ama bazı insanlar için bu seçimler hiç de kolay değildir.
Ne istediğini bilmeyen insanlar vardır. İlk bakışta kararsız oldukları düşünülür ama aslında mesele sadece kararsızlık değildir. Onlar genellikle birçok şeyi aynı anda ister. Birini seçtiklerinde, diğerlerini kaybetme ihtimali içlerini burkar. Tıpkı bütün oyuncaklarla aynı anda oynamak isteyen çocuk gibidirler. Sonuçta hiçbir oyuncağa odaklanamaz, hiçbirinden keyif alamazlar.
Bu halin yetişkinlikteki karşılığı, hayatın hiçbir yolunu tam anlamıyla yürüyememek olur. Bir kariyer planlarken aynı anda başka ihtimalleri de kaçırmamak isterler. Bir ilişkiye başlarken “ya daha iyisi olursa” kaygısı taşırlar. Bir karar verirken, seçmedikleri ihtimallerin gölgesi onların peşini bırakmaz. Böylece zaman geçer, yollar görünmez, hayat beklemede kalır.
Oysa hayat, bekleyene değil, yola çıkana görünür. İnsan, adım attıkça yol genişler, seçenekler anlam kazanır, yönler belirginleşir. Nehrin kıyısında durup suya girmeyi düşünenler belki sonsuz ihtimali zihninde yaşatır; ama asla suyun serinliğini, akışını, coşkusunu deneyimleyemez. Deneyim ise zihinsel ihtimallerden çok daha değerlidir.
Seçim yapmak aslında kaybetmeyi de göze almaktır. Çünkü bir şey seçtiğinizde, diğerlerinden vazgeçmiş olursunuz. Ama insanı olgunlaştıran da bu vazgeçişlerdir. Hiçbir şeyden vazgeçmeyen, aslında hiçbir şeye sahip olamaz. Hayat bize, sahip olduklarımızla değil, cesaret edip seçtiklerimizle anlam katar.
Bir yolda yürürken yan yolları görememek, onları kaybetmek değildir. Belki de o yollar hiç bize ait olmayacaktır. Ama kendi yolumuzda ilerledikçe, aslında kendimizi daha iyi tanır, yeni ihtimalleri de daha sağlıklı değerlendirebiliriz. Asıl sorun, hiçbir yola çıkmadan bütün yolları aynı anda zihinde yaşatmaya çalışmaktır. Bu insanı tüketir, yılgınlaştırır, sonunda da hiçbir yere götürmez.
Belki de hayatta en büyük yanılgımız, “en doğru seçimi bulmak zorundayım” baskısıdır. Oysa bazen yanlış görünen seçimler bile bizi doğru yerlere taşır. Yola çıkmadan doğruyu görmek mümkün değildir. Yolun kendisi öğretir, şekillendirir, dönüştürür.
Kısacası, seçim yapamayan insanın asıl kaybı, kaybedeceklerini düşünmesi değil; hiç kazanamadıklarıdır. Çünkü zaman, geri dönüşü olmayan bir akıştır. Ve hiçbir şey, bekleyen insana kendiliğinden görünmez.
Hayat, harekete geçene, cesaret edene, kaybetmeyi göze alana görünür. Bazen tek yapılması gereken şey, adım atmaktır. Yol, gerisini sana gösterecektir.












