18 Temmuz 2026, Cumartesi
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Çalış, tüken, kaç!

Çalış, tüken, kaç!

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
15 Mart 2025
- Yazarlar
Okuma Süresi:4 dakikalık okuma
A A
0
Çalış, tüken, kaç!
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Türkiye’de tükenmişlik sendromu artık münferit bir vaka değil; toplumsal bir gerçeklik. Gençler valizlerini toplamış, ilk fırsatta yurtdışına gitmek için çabalıyor.

Orta yaşlılar, yıllarca emek verdikleri kurumsal hayatı terk edip “Benim burada ne işim var?” diye soruyor. Herkes bir yere kaçmak istiyor ama kaçanlar da tam anlamıyla huzuru bulamıyor. Peki, neden bu hale geldik?

Bir zamanlar çalışmanın bir anlamı vardı. “Üreten toplum” kavramı hâlâ bir şey ifade ediyordu. İşini iyi yapan, liyakat sahibi olan, emeğinin karşılığını alıyordu. Bugünse Türkiye’de çalışanlar için durum bambaşka. Sabahın köründe yola çıkıp, mesai bitiminden sonra da “ekstra işler” yapmak zorunda olan milyonlarca insan var. Hafta sonları, resmi tatiller, dinlenme hakkı… Bunlar artık lüks. Öyle ki, modern kölelik düzeni kendini “şirket kültürü” olarak pazarlıyor. Şirketler, çalışanlarına sanki bir aileymiş gibi yaklaşırken, işten çıkarma kararları bir Excel tablosundaki sayılardan ibaret oluyor. Çalışanların isimleri yok, sadece maliyetleri var.

Üstelik bütün bu çabanın karşılığı da yok. Enflasyon maaşları yutuyor, kiralar uçmuş, mutfak alışverişi yapmak bile lüks olmuş. Çalışıyorsun, çabalıyorsun, ama hep aynı noktadasın. “Geçinemiyorsak, neden bu kadar çalışıyoruz?” sorusu, zihinleri kemiren bir karamsarlığa dönüşüyor. Eskiden iş değiştirmek yeni bir başlangıç sayılırdı, şimdi birçok kişi için sadece aynı sefaletin farklı bir adresi. Kurumsal dünya, çalışanlarını tüketirken onların yerine yenilerini bulmakta zorlanıyor. Çünkü artık insanlar bu çarka girmek bile istemiyor.

Gençler açısından durum daha da vahim. Yıllarca eğitim alıyorlar, gecelerini gündüzlerine katarak çalışıyorlar, sonra iş aramaya başlıyorlar ve karşılarına çıkan maaş teklifleri trajikomik. 25 yaşında bir insanın ailesiyle yaşaması, sosyal hayata dair hiçbir şey yapamaması ve geleceğe dair hiçbir umuda sahip olmaması artık normal karşılanıyor. Daha da kötüsü, liyakat kavramı çoktan buharlaşmış durumda. “İyi bir işe girmek için kendini geliştirmek yetmez, doğru insanları tanıman lazım.” Bu cümle, gençleri ülke dışına iten en büyük gerçeklerden biri. Bir de şu var: Gençler sadece para için gitmiyor, insan gibi yaşamak için gidiyor. “Geçinemiyorum”un yanına, “Saygı görmüyorum” cümlesini de ekleyerek gidiyorlar.

Eskiden beyin göçü denilince akla bilim insanları, akademisyenler gelirdi. Şimdi doktorlardan yazılımcılara, garsonlardan mühendis ve öğretmenlere kadar herkes gitmeye çalışıyor. Çünkü çalışmak, hayatlarını sürdürebilmek için bir araç olmaktan çıkıp, cehenneme dönüşmüş durumda. Gittikleri yerlerde her şeyin mükemmel olduğunu sanmıyorlar, ama en azından emeklerinin karşılığını alabileceklerini biliyorlar. Burada ise, sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Türkiye’de çalışmanın tanımı değişti: Bir işe sahip olmak, geçinmek anlamına gelmiyor.

Peki, orta yaş grubunda neden bu kadar kopuş yaşanıyor? 40’lı yaşlarına gelmiş insanlar, 15-20 yıl emek verdikleri işlerinden bir anda ayrılıyorlar. Kurumsal dünyanın iç yüzünü gördükten sonra, en basit haliyle “burada mutluluk yok” diyorlar. Bir zamanlar şirketin bir parçası olduklarını düşünen insanlar, kendilerinin sadece bir maliyet kalemi olduğunu anladıklarında içlerindeki motivasyon çöküyor. Emeklilik hayal olmuş, iş yerinde mobbing ve baskı en üst seviyede. Patronlar, “Bu işin ruhunda stres var” diyerek çalışanlarının tükenmesini izliyor. “Zorla çalıştırmıyoruz, isteyen gidebilir” cümlesi, herkesin kulaklarında yankılanıyor.

Çalışanlar için psikolojik yük de büyük. Sabahları yataktan kalkmak istemeyen, işe giderken midesi bulanan, gece yatakta sürekli işini düşünen ve hafta sonu “Pazartesi’yi” düşünerek mahvolan bir insan kitlesi var. Psikolojik dayanıklılığı en yüksek olanlar bile tükeniyor. Bir yerde yanlış var ama yanlışın düzeltilmesi için hiçbir şey yapılmıyor. Şirketler, “motivasyon toplantıları” düzenleyerek çalışanlarının içindeki boşluğu kapatmaya çalışıyor. Ama motivasyon konuşmalarıyla kira ödenmiyor, faturalar sıfırlanmıyor. Kendi hayatını finanse edemeyen, en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan biri nasıl motive olabilir?

Ekonomik kriz, bu tükenmişliğin en büyük tetikleyicisi. İnsanlar kazanamıyor, birikim yapamıyor, hayal bile kuramıyor. 10 yıl önce, belli bir noktaya gelmek için plan yapanların bugün tek planı var: “Hayatta kalmak.” Maaşlar sabit, fiyatlar artıyor, çalışma saatleri uzuyor ama işin anlamı gitgide azalıyor. İnsanlar eskiden şikayet ederdi ama yine de bir umut vardı. Bugün ise bu umudun yerinde sadece bir boşluk var. Sabah gözlerini açıp “Bugünü nasıl atlatacağım?” diye düşünen bir toplumun geleceği olabilir mi?

Tükenmişlik sendromu artık bireysel bir sorun değil, ülkenin genel ruh hali. Çalışanlar bu düzenin içinde nefes almaya çalışıyor ama sistem onları yavaş yavaş boğuyor. Kaçmak çözüm mü? Herkes gidemiyor. Gitmeyi başaranların çoğu orada da başka bir savaş veriyor. Ama asıl mesele şu: İnsanlar neden kendi ülkelerinde yaşamak istemiyor? Bir insanın en temel hakkı olan “kendi ülkesinde insanca yaşama hakkı” ellerinden alınmış durumda.

Bu noktaya nasıl geldik? Daha da önemlisi, buradan nasıl çıkacağız? Yönetimler değişebilir, ekonomik krizler bitebilir ama tükenmiş bir toplumun tekrar ayağa kalkması için ne gerekiyor? Bunları konuşmazsak, bir gün uyandığımızda çalışacak kimseyi bulamayabiliriz. Çünkü herkes gitmiş olacak. Belki de gitmenin en büyük nedeni, burada kalmanın hiçbir anlamının kalmaması.

Etiketler: Ekonomi
PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Türk Telekom ve Net Insight’tan iş birliği

Sonraki Haber

Stajyer genel başkanlar Cumhurbaşkanımızı tenkit ediyorlar

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

Sınanmamış iyiler
Yazarlar

Sınanmamış iyiler

18 Temmuz 2026
Toplum için hoşgörü
Yazarlar

Toplum için hoşgörü

18 Temmuz 2026
Ortak Türk Alfabesinin kültürel etkileri
Yazarlar

Ortak Türk Alfabesinin kültürel etkileri

17 Temmuz 2026
İlkyaz Kocatepe'den yeni tekli: "Kalp Bize Tuzak"
Yazarlar

İlkyaz Kocatepe’den yeni tekli: “Kalp Bize Tuzak”

16 Temmuz 2026
Çisil Güngör'ün sınırları aşan düdük sesi​
Yazarlar

Çisil Güngör’ün sınırları aşan düdük sesi​

16 Temmuz 2026
Kardeş kıskançlığı; Çocuğunuzun sevgiyi kaybetme korkusunu duyabiliyor musunuz?
Yazarlar

Kardeş kıskançlığı; Çocuğunuzun sevgiyi kaybetme korkusunu duyabiliyor musunuz?

15 Temmuz 2026
Sonraki Haber
Stajyer genel başkanlar Cumhurbaşkanımızı tenkit ediyorlar

Stajyer genel başkanlar Cumhurbaşkanımızı tenkit ediyorlar

En Güncel Haberler

Mason Greenwood, Fenerbahçe'de ilk antrenmanına çıktı
Spor Haberleri

Mason Greenwood, Fenerbahçe’de ilk antrenmanına çıktı

18 Temmuz 2026
'e Rapor Sistemi' ile istirahat raporlarında yeni dönem
Sağlık Haberleri

‘e Rapor Sistemi’ ile istirahat raporlarında yeni dönem

18 Temmuz 2026
Makas attığı öne sürülen sürücü kazaya neden oldu; 4 çocuk annesi öldü, eşi ağır yaralandı
Yerel Haberler

Makas attığı öne sürülen sürücü kazaya neden oldu; 4 çocuk annesi öldü, eşi ağır yaralandı

18 Temmuz 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Bakan Uraloğlu: Aydın’da AYBAN hizmete alındı

18 Temmuz 2026
Yaşam

Prof. Dr. Aksoy: Karadeniz’in binlerce yıllık porsuk ağaçları tehlike altında

18 Temmuz 2026
Yaşam

Bağışlanan kıyafetlerden 23 altın ile 6 bin 500 lira çıktı

18 Temmuz 2026
Yaşam

1600 yıllık Mor Kuryakos Kilisesi, 50 yıl sonra yeniden ibadete açıldı

18 Temmuz 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

1600 yıllık Mor Kuryakos Kilisesi, 50 yıl sonra yeniden ibadete açıldı

1600 yıllık Mor Kuryakos Kilisesi, 50 yıl sonra yeniden ibadete açıldı

- Haberton
18 Temmuz 2026

Mardin’in Midyat ilçesindeki yaklaşık 1600 yıllık Mor Kuryakos Kilisesi, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından 50 yıl sonra yeniden ibadete açıldı. Tarihi...

Erkeklerde unutkanlık neden artıyor? Uzmanlar yaş fark etmeksizin hafızayı etkileyen nedenleri açıkladı

Aracın motoru neden hararet yapar? Uzmanlar sürücülerin en sık yaptığı hataları ve dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı

Sürekli üşümek hangi hastalığın belirtisi olabilir? Uzmanlar ciddiye alınması gereken nedenleri sıraladı

Dolar yükselirse en çok hangi ürünlerin fiyatı artar? Zam riskinin en yüksek olduğu kalemler açıklandı

Güncel Haber

Mason Greenwood, Fenerbahçe'de ilk antrenmanına çıktı

Mason Greenwood, Fenerbahçe’de ilk antrenmanına çıktı

18 Temmuz 2026
Bakan Uraloğlu: Aydın'da AYBAN hizmete alındı

Bakan Uraloğlu: Aydın’da AYBAN hizmete alındı

18 Temmuz 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton