Ankara’da sevdalanmak öyle dizilerdeki gibi boğaz manzaralı yalılarda, elinde lale ile çimenlerde yuvarlanarak olmaz gardaş! Burada kız sevmek demek, bizzat ruhuna mermi yemekle mesai arkadaşı olmak demektir. İstanbul’un delikanlısı gülü atar, bizim Ankaralı ecdadın mirası o meşhur poyraz ayazını direkt ciğerine çeker.
Kızılay Güvenpark’ın göbeğinde buluşucan diye iki saat rüzgardan tüy gibi savrulursun da, kız sana gelip “Gardaş niye geciktin, donduk burada!” diye fırçayı basar. Sen de gururdan “Rüzgar beni Eti Maden’in önüne attı, oradan yürüyerek geldim” diyemezsin, içinden ağlayarak “Trafik sıkışıktı sevgilim” diye hayatın en büyük yalanını sallarlaşın.
Bizim mahallenin delikanlısı Haydar’ın oğlu geçenlerde bi kız sevmiş. Adamı bi gördüm; üstünde boyalı ceket, saçlar briyantinli, elinde bir demet gül… Dedim: “Hayırdır ulan, NATO zirvesine mi gidiyon, yoksa Kızılay’da simit sarayını mı basıcan?” Bizimki göğsünü kabarttı: “Abi, kız dediğin narin olur, ezber bozacaz, romantik takılacaz!” İki gün sonra geldi; gözler ferç olmuş, beniz atık. Meğer kız buna ilk buluşmada “Sen çok ciddisin, bende hiç kasaba esnafı vibes uyandırmıyo, ayrılalım” demiş! Çocukcağız o gün bugündür mahalle kahvesinde çayını şekersiz içip duvara bakarak derinlere dalıyor. Haklı kız, ne diyebilirsin ki? Bizim oralarda romantizm dediğin, metroda kalabalıkta aynı demire tutunurken ellerin birbirine değmesiyle başlar, kapı kapanırken kaptanın arkandan “İçeriye kaydırın gardaş!” diye bağırmasıyla romantizmin bel kırılmasıyla biter.
Ankara’nın kızını sevmek yürek, çelik bilek ve kask ister gardaş. Öyle “Seni gökteki yıldızlara benzetiyorum” dersen kız sana döner der ki: “Bırak edebiyatı da gel şu pazarın ortasında poşetleri sırtla, kollarım koptu!” Bizim buralarda aşkın dili serttir. Kız sana trip atar, sen karşılık olarak Mamak kömürünün kalitesinden girip Ego otobüsünün körüklü kısmının gıcırtısından çıkarsın. Bizim sevdalarımız tır şoförünün menzil sevdası gibidir; uzun, tozlu, kasisli ama bir o kadar da kafayı yedirtecek cinsten merttir.
Çıkacan akşam iş çıkışı eve doğru, ayaklar zaten yorgunluktan penguen yürüyüşüne bağlamış; bir yandan cep telefonunda sevdiğin kızın attığı “Nerede kaldın hıyarağası?” mesajı, bir yandan cebindeki o unutturulan hak edişlerin hayaliyle paytak paytak süzülecen.
Hadi kalın sağlıcakla, kalemimiz kılıçtan keskin, sevdalarımız taştan sert, bu deli divane neşemiz daima daim olsun!













