14 Haziran 2026, Pazar
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Zincirlerine alışmış toplum

Zincirlerine alışmış toplum

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
14 Haziran 2026
- Yazarlar
Okuma Süresi:4 dakikalık okuma
A A
0
Zincirlerine alışmış toplum
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Bir mahkûm vardır, hücreye o kadar uzun süre kapatılmıştır ki kapı bir gün açıldığında dışarı çıkmaz.

Kapının açık olduğuna inanmaz önce; sonra inanır ama eşiğe yaklaştığında geri çekilir; sonunda kapıyı kapatan kendi olur. Bu hikâye Türkiye’nin son iki yüz yılının özetidir. Bu toplum özgürlükten korkmuyor; özgürlüğün arkasındaki o uçsuz bucaksız boşluktan korkuyor. Çünkü özgürlük bir armağan değil, bir yüktür: beraberinde sorumluluk, belirsizlik ve en korkuncu, yalnızlık getirir. Erich Fromm yetmiş yıl önce yazdığı Özgürlükten Kaçış’ta bunu çok net bir şekilde teşhis etmişti: modern insan zincirlerini kırdığında, çoğu zaman ilk yaptığı şey yeni bir zincir aramak olur. Fromm’un “otoriter karakter” dediği tip, bu coğrafyada teorik bir kavram değil; sokak adresi, telefon numarası, oy pusulasıdır.

Bu refleksi anlamak için tarihe inmek gerekir. Çünkü hiçbir toplumsal davranış havadan düşmez; her birinin bir kökü, bir damarı, bir taşıyıcısı vardır.

Birinci katman: Osmanlı’nın devlet baba mirası. Yüzyıllarca bu topraklarda bireyin değil cemaatin, kişisel iradenin değil devletin merkezde olduğu bir düzen kuruldu. Reaya kelimesinin sözlük anlamı “güdülen sürü”dür; bu sadece bir hukuki kategori değil, bir zihinsel iklimdir. Toprağın sahibi padişahtır, canın sahibi padişahtır, sözün son hakemi padişahtır. Birey kendi kararını verme cüreti gösterdiğinde değil, bunu yapanların başına gelenleri öğrendiğinde kendini güvende hisseder. “Devlet büyükleri bilir” cümlesi bu yüzden bir teslimiyet değil, bir konfor ifadesidir. Düşünmenin yükünü birine yüklemenin, hesap vermekten kaçmanın, hata yapma korkusundan kurtulmanın en eski formülüdür. Bu refleks Osmanlı’yla birlikte gömülmedi; aksine, yeni rejimlerin sırtına binerek yolculuğuna devam etti.

İkinci katman: Cumhuriyet’in kurtarıcı anlatısı. Türkiye Cumhuriyeti yukarıdan aşağı bir modernleşme projesidir ve bu, kurucu kadronun seçimi olmaktan çok tarihsel zorunluluğun dayatmasıdır; çünkü altyapı yoktur, talep yoktur, vakit yoktur. Ama bu zorunluluğun bir bedeli olmuştur: özgürlük halka bir hediye olarak sunulmuştur. Halk kıyafet özgürlüğünü talep ederek değil, alarak deneyimlemiştir; oy hakkını mücadele ederek değil, verilince kullanarak öğrenmiştir; medeni hakları bir bedel ödeyerek değil, bir kanun maddesiyle edinmiştir. Oysa talep edilmeyen özgürlük içselleştirilmez. Bedeli ödenmemiş hakkın değeri bilinmez. Bu yüzden ne zaman bir kriz çıksa, halkın bir kısmı kendisine verileni geri vermeye gönüllü olmuştur; çünkü zaten kendi kazanımı olarak görmemektedir. Cumhuriyet’in trajedisi şudur: özgürleştirdiği halkın özgürlüğünü koruyacak bilinci kuramamıştır. Tıpkı yüzme bilmeyen birini denize bırakıp “artık özgürsün” demek gibi.

Üçüncü katman: Kolektif travmalar. Bu coğrafya yüz yıldır neredeyse hiç dinlenmedi. Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, mübadeleler, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz, ekonomik krizler, hiperenflasyon, devalüasyon, kayyumlar, kaset operasyonları… Her bunalım dalgasında halkın belleğine aynı denklem kazındı: kaos kötüdür, düzen iyidir; kim düzeni vaat ediyorsa ona inan. Bu denklem o kadar derine işledi ki, artık “güçlü lider” söylemi rasyonel bir siyasi tercih olmaktan çıkıp neredeyse içgüdüsel bir refleks hâline geldi. Kriz hafızası biriken bir toplumda özgürlük lüks gibi, düzen ise zorunluluk gibi algılanır. Hâlbuki gerçek bunun tam tersidir: düzen ancak özgür bireylerin uzlaşmasıyla kalıcı olur; baskıyla kurulan düzen yalnızca patlamayı erteler, önlemez.

Bu üç katman üst üste bindiğinde önümüze şu tablo çıkar: Osmanlı’dan miras alınmış teslimiyet refleksi, Cumhuriyet’in içselleşmemiş özgürlük armağanı ve Cumhuriyet sonrası yaşanan kesintisiz travma silsilesi… Üçü birden, özgürlüğü bu topraklarda hem arzulanan hem korkulan bir kavrama dönüştürdü. İnsanlar özgürlük ister gibi konuşur ama özgürlüğün getirdiği belirsizliğin ilk işaretinde otoritenin koluna sığınır. Çünkü özgürlük; karar vermek, hata yapmak, sorumluluk almak, kimsenin omzuna yaslanamamak demektir. Birey olmak emek ister. Sürü olmak kolaydır; biri size yön gösterir, siz yürürsünüz, suç çıkarsa o öder. Hesap vermekten kaçanın en sevdiği şey, hesabını başkasına sorulmuş görmektir.

Peki gerçekten korkulan nedir? Özgürlüğün kendisi mi, yoksa özgürlüğün ne olduğunu hiç öğrenmemiş olmanın utancı mı? Çünkü bilmediğimiz şey değildir bizi ürküten; bilmediğimizi başkalarının görmesidir. Bu yüzden “biz özgürlüğe hazır değiliz” diyenler aslında bir tezi değil, bir bahaneyi savunur. Hazır olmak için talep etmek, talep etmek için tanımak, tanımak için cesaret etmek gerekir; ve bu döngünün ilk halkası daima bireyin kendi içindedir. Devlet ne kadar otoriter olursa olsun, kendi içsel otoritesini kurmuş birey önünde aciz kalır. Sorun şu ki bu toprakta içsel otoriteyi kuracak terbiye verilmedi; verilen tek terbiye dış otoriteye boyun eğmekti.

Bu yazı bir cevapla değil, bir soruyla bitmelidir; çünkü her dürüst yazı okuyucusunu bir karar noktasına götürür ve orada bırakır. Şu soru karşımızda duruyor: Özgürlükten korkan bir toplum mu vardır karşımızda, yoksa özgürlüğün ne olduğunu hiç öğretememiş bir devlet mi? İkisi de doğruysa eğer — ki büyük ihtimalle ikisi de doğrudur — o zaman değişim ne yukarıdan inecek bir lütufla, ne aşağıdan kopacak bir isyanla başlar. Değişim, kapısı açıldığında eşikten çıkmaya cesaret eden tek bir kişiyle başlar. Geri kalanı zaten tarihtir.

PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Fatih’te milli maç coşkusu

Sonraki Haber

Aynı yağmurun altında

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

Aynı yağmurun altında
Yazarlar

Aynı yağmurun altında

14 Haziran 2026
Yazarlar

Antik Yunan’da tarihin ilk kadın doktoru

12 Haziran 2026
Çıkar mı, karakter mi?
Yazarlar

Çıkar mı, karakter mi?

12 Haziran 2026
Hayattan sıkılmak
Yazarlar

Hayattan sıkılmak

12 Haziran 2026
Yetkisi olanın bilgisi yok, bilgisi olanın yetkisi yok
Yazarlar

Yetkisi olanın bilgisi yok, bilgisi olanın yetkisi yok

12 Haziran 2026
Yazarlar

Karagümrük’ten Arafat’a bir tevekkül hikâyesi: Burhan Erdemli

11 Haziran 2026
Sonraki Haber
Aynı yağmurun altında

Aynı yağmurun altında

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

En Güncel Haberler

Aynı yağmurun altında
Yazarlar

Aynı yağmurun altında

14 Haziran 2026
Zincirlerine alışmış toplum
Yazarlar

Zincirlerine alışmış toplum

14 Haziran 2026
Fatih'te milli maç coşkusu
Öne Çıkan

Fatih’te milli maç coşkusu

14 Haziran 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Şişli’de yağışın ardından gökkuşağı oluştu

13 Haziran 2026
Yaşam

Topkapı Sarayı gece ziyaretleri başladı

13 Haziran 2026
Yaşam

Amasya’da restorasyonu tamamlanan 200 yıllık Venk Suyu Ayazması hizmete açıldı

13 Haziran 2026
Yaşam

Uzmanlardan LGS yorumu: Uzun ve dikkat gerektiren paragraflar öğrencileri zorladı

13 Haziran 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Ebeveyn tutumları çocuğun geleceğini şekillendiriyor

Ebeveyn tutumları çocuğun geleceğini şekillendiriyor

- Haberton
14 Haziran 2026

İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, çocukların kişilik gelişimi ve duygusal dayanıklılığının büyük ölçüde aile içindeki...

Kimlik bilgileri çalınırsa ne yapılmalı? Dakikalar içinde harekete geçin

İcra takibine düşenler ne yapmalı? İşte bilinmesi gereken hukuki haklar ve kritik süreler

Akıllı saatler sağlık verilerini ne kadar doğru ölçüyor? Gerçekler ve riskler ortaya çıktı

Gece telefonla uyumanın zararları neler? Fark etmeden sağlığınızı bozuyor olabilirsiniz

Güncel Haber

Aynı yağmurun altında

Aynı yağmurun altında

14 Haziran 2026
Zincirlerine alışmış toplum

Zincirlerine alışmış toplum

14 Haziran 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton