Kaçıncı kaleme sarılışım, doğrusu ben de saymadım. Tıpkı ömrü sayılmayacak zeytin ağaçları gibi, her seferinde başka bir dertle, başka bir isyanla dökülüyor kelimeler bu toprağa. Ama bu kez, yüreğimi ısıtan, damarlarımdaki kanı coşturan, sonra da içimi acıtan bir fısıltı var kalemimde: Zeytin.
Biz Muğlalılar için, zeytin yaşamın ta kendisidir. Sadece bir ağaç değil, bir kültür, bir miras, alın terinin ve sabrın simgesidir. Gözlerimi kapattığımda, o Datça’daki zeytin tarlamızda çalıştığımız, toprağı tırnaklarımızla kazdığımız, nasırlı ellerimizle meyvelerini topladığımız o emek, her daim aklıma düşer. Bize ekmeği, yağı, sofranın bereketini veren o mübarek ağaç…
Zeytin zahmetlidir, evet, her bir tanesi sabır ister, emek ister, ama bereketi de dillere destandır.Kimi yerlerde geçer, barış için zeytin dalı uzatmak diye. Çünkü o, binlerce yılın şahidi, toprağa kök salmış bir bilgedir. Kaç yıllık zeytin ağaçları vardır bilir misin? Dünya tarihiyle belki de kardeş, nice medeniyetler görmüş, nice savaşlara tanıklık etmiş, ama kökünden vazgeçmemiş, dimdik ayakta kalmış. Onun her buruşuk gövdesi, her eğri büğrü dalı, yaşanmışlıkların, direnişin ve hayata tutunmanın destanıdır. Ama gel gör ki, insanoğlu nankördür; doğaya, dünyaya… Ve bu nankörlük, şimdi en çok da zeytine edilmekte.
O barışın simgesi, bereketin anası, bu toprağın ruhu olan zeytin ağaçları, şimdi rant uğruna, bir avuç çıkar için feda edilmek isteniyor. Zeytin Yasası adı altında, binlerce yıllık bu mirasın üzerine bir karabasan gibi çökülmeye çalışılıyor. Muğla’da çevreciler ayakta, doğaseverler ayakta, toprağıyla, zeytiniyle var olan köylüler ayakta! Çünkü biliyorlar ki, bu sadece bir yasa değişikliği değil, bu toprağın ruhuna, atadan kalma mirasımıza, yaşam biçimimize vurulan bir darbe. Zeytin ağacı, öyle kolayca dikilen, sökülen bir fidan değildir. Yüzlerce, binlerce yıl sabırla büyür, kök salar. Her bir kökü, dedelerimizin, ninelerimizin bu toprağa döktüğü alın teridir. Zeytinin derin tarihi…
Onun hikayesi, insanlığın hikayesidir. Mezopotamya’dan Akdeniz’e, Mısır’dan Anadolu’ya uzanan, zeytinyağının kutsallığından, zeytin ağacının ölümsüzlüğüne dair inançlara kadar uzanır. Olimpos tanrılarına adak olmuş, kralların sofralarını süslemiş, filozofların gölgesinde düşünceler üretilmiştir. Kutsal kitaplarda adı geçmiştir, şifa olmuştur, aydınlatıcı olmuştur. Her bir zeytin tanesi, binlerce yıllık bu hafızayı taşır. Şimdi bu hafızayı, bu ruhu yok etmeye çalışanlara karşı dimdik durma zamanı. Çünkü zeytin, bizim için sadece bir ağaç değil, aynı zamanda direniştir, berekettir, mirastır ve en önemlisi, kimliğimizdir. Bu toprağın çocukları olarak, o zeytin ağaçlarının fısıltısını duyuyoruz. Ve o fısıltı, bize susmamamızı, mücadele etmemizi emrediyor. Bu kavgadan asla vazgeçmeyeceğiz, tıpkı o zeytin ağaçları gibi, kök saldığımız bu topraktan vazgeçmediğimiz gibi !!!













