Yıldızlı Bir Gece… Kimileri için huzurun, sessizliğin ve dinlenmenin adıdır. Oysa herkes için aynı anlamı taşımaz.
Bazı insanlar vardır ki, güneş battığında onların içindeki karanlık yeni yeni uyanmaya başlar. Gökyüzü milyonlarca yıldızla süslenmiştir. Dışarıdan bakıldığında büyüleyici bir tabloyu andırır. Fakat bazen o yıldızlar, yalnızlığın sessiz tanıklarıdır. Her biri, söylenememiş bir cümlenin, içine atılmış bir çığlığın, gözyaşlarıyla geçen saatlerin üzerine düşen soğuk bir ışıktır. Gece uzadıkça düşünceler de büyür. Gündüzün kalabalığında bastırılan acılar, sessizliğin içinde tek tek ortaya çıkar. Duvarlar konuşmaz ama insan kendi sesiyle baş başa kalır. Saatin tik takları bile bazen bir işkenceye dönüşür. Uyku gözlere uğramaz; anılar, pişmanlıklar ve özlemler yatağın başucuna oturur. Yıldızlı geceler her zaman romantik değildir. Bazı geceler, insanın içindeki kırgınlıkları gökyüzüne fısıldadığı anlardır. Kimsenin duymadığı dualar, sessizce yıldızlara emanet edilir. Belki de bu yüzden yıldızlar bu kadar çoktur; her biri, bir insanın içinde sakladığı acının ışığıdır. Ama gecenin değişmeyen bir sırrı vardır: En koyu karanlık bile sonsuza kadar sürmez. Ufukta beliren ilk ışık, yalnızca yeni bir günü değil, yeniden başlayabilme ihtimalini de getirir. Çünkü hayat, ne kadar uzun ve yorucu geceler yaşatırsa yaşatsın, sabah olmayı hiçbir zaman unutmaz. Belki de yıldızlı gecelerin gerçek anlamı budur. Acıyı inkâr etmek değil; karanlığın içinde bile gökyüzüne bakabilecek kadar umudu koruyabilmektir.












