Hayatın akışı içerisinde bazen durup etrafımıza bakarız; gördüğümüz manzara karşısında içimizde sessiz bir burkulma hissederiz. Söz verip unutanlar, en dar günümüzde bir rüzgar gibi savrulanlar, küçük çıkarlar uğruna dostlukları harcayanlar ya da sadece “ben” diyerek etrafındaki kırık kalpleri görmezden gelenler… Hayal kırıklığı, ne yazık ki modern insanın en sık tattığı, ne gariptir ki bir o kadar da alışamadığı o acımtırak tatlardan biridir.
Oysa insan olmak; bu dünyada başkasının yükünü omuzlayabilmek, bir yaranın kabuğuna üfleyebilmek, ahde vefa gösterebilmek demektir. Peki, etrafımızdaki bu onca hayal kırıklığına rağmen kendi iç dengemizi, sevgimizi ve insanlığımızı nasıl koruyacağız?
Beklentileri Doğru Tartmak ya da Kendini Korumak
Çoğu hayal kırıklığının kökünde, başkalarına biçtiğimiz ama onların taşıyamayacağı kadar ağır gelen anlamlar yatar. Herkesin kalbi aynı zenginlikte atmıyor; herkes aynı inceliği, aynı sadakati göstermeye muktedir olamayabiliyor. İnsanlardan “bizim gibi olmalarını” beklemek, hayatın akışına karşı kürek çekmek gibidir. Onların eksikliklerini kabullenmek bir teslimiyet değil, kendi ruh sağlığımızı korumanın en insani yoludur.
Kırgınlığı Kinle Büyütmemek
Hayal kırıklığı insanı öfkelendirebilir, hatta bir süreliğine kabuğuna çekilmesine neden olabilir. Bu çok insani bir duygudur. Ancak bu kırgınlığı kalpte kalıcı bir kin ve öfke heykelcikine dönüştürmek, en çok yine bizim ruhumuza zarar verir. İçimizdeki sevgi pınarını kurutmamak, başkalarının yanlışları yüzünden kendi insani değerlerimizden vazgeçmemek gerekir. Bazen en büyük erdem; kırgınlığı şefkatle sarmalamak ve arkaya bakmadan yola devam edebilmektir.
Kendi Yolumuzdan ve İyiliğimizden Şaşmamak
Etraftaki riyakârlıklar, samimiyetsizlikler ya da vefasızlıklar insanı yalnızlık duygusuna itebilir. “Neden herkes bu kadar bencil?” sorusu zihnimizi meşgul edebilir. İşte tam bu noktada durup kendimize şunu hatırlatmalıyız: Biz başkaları gibi olmak zorunda değiliz. Dünyanın bütün insanları vefayı unursa bile, bir kişinin bile bu duyguyu yaşatması o dünyayı güzelleştirmeye yeter. İyilik, karşıdakine duyulan bir borç değil; bizim kendi ruhumuza olan sadakatimizdir.
Hayal kırıklıkları hayatın rüzgarlarıdır; kimi zaman yaprak döktürür, kimi zaman da asırlık köklerimizin ne kadar sağlam olduğunu bize hatırlatır. Etrafımızda ne tür insanlar olursa olsun, bizim duruşumuz, nezaketimiz ve insanlığımız bize aittir.
Bırakalım eksilen eksilsin, kıymet bilmeyen kendi sığlığında kalsın. Bizler; yüreğinde sevgi barındıran, sözünün eri olan, bir çiçeğe, bir çocuğa, bir insana merhametle yaklaşabilen o güzel tarafta kalmaya devam edelim. Çünkü en nihayetinde bu dünyada kalıcı olan, ne kırılan gururlar ne de hayal kırıklıklarıdır; geriye kalan tek şey, birbirimize dokunduğumuz o saf ve insani izlerdir.












