6 Ekim 2026, Salı
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Özel Haber - Anayasa ve şehircilik kesişiminde kamusal alan: Haklar, sınırlar ve yetkiler

Anayasa ve şehircilik kesişiminde kamusal alan: Haklar, sınırlar ve yetkiler

Seda Gökdemir - Seda Gökdemir
6 Ekim 2026
- Özel Haber
Okuma Süresi:13 dakikalık okuma
A A
0
Anayasa ve şehircilik kesişiminde kamusal alan: Haklar, sınırlar ve yetkiler
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Türkiye’de parklar, meydanlar, sahiller, yaya alanları ve kent merkezleri yalnızca insanların dinlendiği veya bir noktadan diğerine geçtiği fiziksel alanlardan ibaret değil. Bu alanlar aynı zamanda ifade özgürlüğünün, toplantı hakkının, kent yaşamına katılımın, çevre hakkının ve kamusal görünürlüğün kesiştiği yerler. Bu nedenle bir parkın yapılaşmaya açılması, bir meydanın toplantılara kapatılması ya da kamusal bir alanın kullanım biçiminin değiştirilmesi yalnızca şehircilik meselesi olarak kalmıyor; doğrudan temel haklar tartışmasına dönüşebiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kamusal alanların kullanımını tek bir başlık altında düzenlemiyor. Bunun yerine toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkından çevre hakkına, yerel yönetimlerin görevlerinden kamu düzeninin korunmasına kadar farklı hükümler bir arada işliyor. Bu durum parklar ve meydanlar konusunda sürekli aynı soruyu gündeme getiriyor: Kamusal alan üzerinde son söz kimin; idarenin mi, belediyenin mi, yoksa o alanı kullanan kentlilerin mi?

Hukuki çerçeveye bakıldığında cevap tek taraflı değil. Kamusal alanların yönetilmesi kamu otoritelerinin görevi olsa da kullanım biçimlerinin belirlenmesinde temel hakların, ölçülülük ilkesinin ve kentlilerin ortak yararının dikkate alınması gerekiyor.

Kamusal alan nedir ve neden önemlidir?

Kamusal alan kavramı hukuk, şehircilik ve sosyoloji açısından farklı anlamlara sahip. Fiziksel anlamıyla meydanlar, parklar, sokaklar, sahiller, yaya yolları ve benzeri ortak kullanım alanlarını ifade ediyor. Ancak kavram bundan daha geniş.

Meydanlar özellikle kent yaşamında sosyal karşılaşma, kültürel etkinlik, tören, protesto ve toplumsal görünürlük açısından merkezi rol oynuyor. Akademik şehircilik çalışmalarında da meydanların farklı açık kamusal alanları birbirine bağlayan, kentin sosyal ve mekânsal odak noktalarını oluşturan yerler olduğu vurgulanıyor.

Dolayısıyla bir meydanın “kamusal” olması yalnızca tapusunun kamuya ait olması anlamına gelmiyor. İnsanların ayrım gözetilmeksizin erişebilmesi, kullanabilmesi ve ortak kent hayatına katılabilmesi de kamusal niteliğin önemli parçaları arasında bulunuyor.

Bu açıdan tartışma üç temel başlıkta yoğunlaşıyor: erişim hakkı, kullanım hakkı ve karar süreçlerine katılım.

Anayasa kamusal alanlarda hangi hakları koruyor?

Türkiye’de parklar ve meydanlar açısından en önemli anayasal düzenlemelerden biri Anayasa’nın 34. maddesi.

Maddeye göre herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip. Ancak aynı düzenleme millî güvenlik, kamu düzeni, suçun önlenmesi, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi gerekçelerle kanuni sınırlamalar getirilebilmesine de izin veriyor.

Buradaki kritik ayrım “izin” ile “bildirim” arasında ortaya çıkıyor.

Anayasa Mahkemesi, toplantı ve gösterinin idarenin önceden iznine bağlanamayacağını açık biçimde vurguluyor. Bununla birlikte kanunla bildirim yükümlülüğü getirilmesini anayasal açıdan mümkün görüyor.

Kamusal alan tartışmalarının ikinci önemli anayasal ayağı ise çevre hakkı.

Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu belirtiyor. Aynı madde çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesini devlet ile vatandaşlara görev olarak yüklüyor.

Dolayısıyla bir parkın korunmasına ilişkin tartışma yalnızca “yeşil alan tercihi” şeklinde değerlendirilemiyor. Planlama, çevre hakkı, kamu yararı ve kentlilerin yaşam koşulları birlikte ele alınmak zorunda.

Parklar ve yeşil alanlardan kim sorumlu?

Türkiye’deki kamusal alanların önemli bölümü yerel yönetimlerin sorumluluk alanında bulunuyor.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi belediyelere çevre, çevre sağlığı, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, kültür, spor ve çeşitli kentsel hizmetler konusunda görev veriyor.

Bu nedenle parkların oluşturulması, korunması, bakımı ve günlük kullanımı büyük ölçüde belediye yönetiminin sorumluluğunda.

Ancak belediyenin bir alanı yönetmesi, o alan üzerinde sınırsız karar yetkisine sahip olduğu anlamına gelmiyor. Belediye kararları başta imar mevzuatı olmak üzere çevre düzenlemeleri, yargı denetimi ve temel haklara ilişkin anayasal sınırlar içinde kalmak zorunda.

Burada “kamu yararı” kavramı önem kazanıyor.

Örneğin park içindeki ticari alanların artırılması, bazı bölgelerin işletmelere tahsis edilmesi veya kamusal kullanımın ücretli hizmetlerle daralması hukuken ve şehircilik açısından farklı tartışmaları beraberinde getirebiliyor.

Kamusal alanın fiziksel olarak varlığını sürdürmesi tek başına yeterli değil. Alanın gerçekten toplumun farklı kesimleri tarafından kullanılabilir durumda kalması da önem taşıyor.

Meydanlarda toplantı ve gösteri yapılabilir mi?

Türkiye’deki en tartışmalı konulardan biri bu.

2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6. maddesi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin il ve ilçe sınırları içinde belirli koşullarla her yerde yapılabileceğini düzenliyor. Bunun yanında toplantı alanları ve güzergâhların kamu düzeni, genel asayiş ve diğer kriterler dikkate alınarak mahallin en büyük mülki amiri tarafından belirlenebileceğini öngörüyor.

Ancak burada önemli bir hukuki ayrıntı var.

Anayasa Mahkemesi, idarenin önceden belirlediği toplantı alanlarının bulunmasının, diğer bütün kamusal alanların otomatik olarak toplantılara kapatıldığı anlamına gelmediğini açıkça belirtti.

2023 yılında verilen Şerafettin Can Atalay kararında, Kadıköy İskele Meydanı’nda yapılmak istenen bir etkinliğin yalnızca meydanın önceden belirlenen toplantı alanları arasında olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi hak ihlali olarak değerlendirildi.

Mahkeme kararında önemli bir ilke ortaya koydu: Kamusal alanların toplantı düzenlenmesi açısından prensip olarak açık ve mevcut olması gerekir.

Bu karar kamusal alan tartışmalarının en kritik noktalarından birini oluşturuyor.

Çünkü mesele artık yalnızca “toplantı alanı listesinde var mı?” sorusuna indirgenemiyor.

Toplantının niteliği, süresi, katılımcı sayısı, güvenlik riski, gündelik yaşama etkisi ve alternatif bir alanın toplantının amacını anlamsızlaştırıp anlamsızlaştırmayacağı gibi unsurların somut olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Taksim Meydanı kararları neden önemli?

Türkiye’de kamusal alan ve toplantı hakkı denildiğinde en sembolik örneklerden biri Taksim Meydanı.

Anayasa Mahkemesi, 2014 ve 2015 yıllarında 1 Mayıs etkinliklerinin Taksim Meydanı’nda yapılmasına izin verilmemesiyle ilgili iki başvuruyu 12 Ekim 2023 tarihinde karara bağladı.

Mahkeme, söz konusu olaylarda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Kararda, idarenin toplantının büyüklüğü, amacı, süresi, olası riskleri ve alınabilecek alternatif güvenlik önlemlerini yeterince değerlendirmediği belirtildi.

Ancak bu içtihat “Taksim’de her toplantı koşulsuz yapılabilir” şeklinde okunmamalı.

Nitekim Mahkeme, 2016 yılıyla ilgili farklı bir başvuruda dönemin yoğun terör saldırıları ve güvenlik şartlarını dikkate alarak ihlal bulunmadığına karar vermişti.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde AYM’nin yaklaşımı daha net görülüyor:

Kamusal alanlara ilişkin yasaklamalar otomatik veya soyut gerekçelere dayanmamalı; her olay kendi koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Başka bir ifadeyle kamu düzeni meşru bir sınırlama nedeni olabilir ancak bu gerekçe tek başına sınırsız bir yasaklama yetkisi sağlamıyor.

“Günlük hayat aksıyor” gerekçesi yeterli mi?

Toplantı ve gösterilerin büyük bölümü doğal olarak trafiği, yaya hareketini veya kent merkezindeki günlük hayatı belirli ölçülerde etkileyebiliyor.

Anayasa Mahkemesinin yaklaşımına göre bu durum tek başına toplantının yasaklanmasını haklı kılmıyor.

Mahkeme, kamusal alanların birden fazla hak ve özgürlüğün aynı anda kullanıldığı alanlar olduğunu belirtiyor. Bir tarafta göstericilerin toplantı ve ifade özgürlüğü bulunurken diğer tarafta ulaşım, çalışma, hareket serbestisi ve üçüncü kişilerin hakları söz konusu olabiliyor.

Bu durumda idarenin görevi haklardan birini tamamen ortadan kaldırmak yerine adil bir denge kurmak.

Bu yaklaşım demokratik kamusal alanın temel mantığını da ortaya koyuyor.

Çünkü büyük kentlerin merkezlerinde gerçekleştirilen bir gösterinin hiçbir rahatsızlık oluşturmaması çoğu zaman mümkün değil. Buna karşılık günlük hayatın aşırı ve katlanılamaz biçimde bozulması durumunda sınırlamalar gündeme gelebiliyor.

Hukuki mesele, bu iki eşik arasındaki ölçülülüğün nasıl kurulacağı.

Parklar neden siyasi ve toplumsal tartışmaların merkezine dönüşüyor?

Parklar ilk bakışta meydanlardan daha az politik görülebilir. Ancak modern kentlerde parkların kullanımı kent politikalarının temel tartışma alanlarından biri haline geldi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

Birincisi, büyük kentlerde arazi değerlerinin yükselmesi. Merkezi bölgelerdeki yeşil alanlar aynı zamanda yüksek ekonomik değere sahip araziler üzerinde bulunabiliyor.

İkincisi, kent yoğunluğunun artmasıyla kişi başına düşen açık alanların önem kazanması.

Üçüncüsü ise parkların ticari olmayan az sayıdaki ortak yaşam alanlarından biri olması.

Bir kişi alışveriş yapmadan, bilet almadan veya tüketim zorunluluğu olmadan bir parkta zaman geçirebiliyor. Bu özellik parkları kentte sosyal eşitlik açısından önemli hale getiriyor.

Bu nedenle parkların ticari kullanıma açılması, yapılaşması veya erişiminin sınırlandırılması yalnızca peyzaj düzenlemesi olarak görülmüyor.

Türkiye’de 2013’te başlayan Gezi Parkı protestoları bu ilişkinin en belirgin tarihsel örneklerinden biri oldu. Akademik çalışmalarda hareketin başlangıç aşaması, kamusal bir yeşil alanın korunması ve kent üzerindeki karar süreçlerine katılım talepleri bağlamında da incelendi.

Ancak süreç daha sonra çok daha geniş siyasal ve toplumsal bir harekete dönüşerek başlangıçtaki şehircilik tartışmasının ötesine geçti.

Kamusal alan yalnızca çoğunluk için mi tasarlanmalı?

Kamusal alan tartışmalarının çoğu zaman gözden kaçan bir başka boyutu erişilebilirlik.

Gerçek anlamda kamusal bir alanın yalnızca açık olması değil; çocuklar, yaşlılar, engelliler ve farklı fiziksel ihtiyaçları bulunan kişiler tarafından kullanılabilir olması gerekiyor.

Türkiye’deki Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği, umuma açık hizmet veren yapılar kadar açık alanları da erişilebilirlik denetiminin kapsamına alıyor.

Bu nedenle merdivenli meydanlar, erişilemeyen parklar, engelli rampalarının bulunmaması veya görme engelliler için yönlendirme sistemlerinin yetersizliği yalnızca tasarım sorunu değil.

Kamusal alana eşit erişim meselesi.

Benzer şekilde kadınların gece saatlerinde güvenli şekilde kullanamadığı parklar veya çocuklar için güvenli olmayan meydanlar da hukuken herkese açık olsa bile pratikte tam anlamıyla kapsayıcı kamusal alanlar olmayabilir.

Güvenlik ile özgürlük arasındaki sınır nerede?

Kamusal alan yönetiminde devletin güvenliği sağlama görevi tartışmasız.

Kalabalık toplantılarda terör tehdidi, şiddet riski, izdiham ihtimali veya ciddi ulaşım problemleri ortaya çıkabilir.

Ancak Anayasa Mahkemesi içtihadında tekrar eden temel kriterlerden biri ölçülülük.

Barışçıl toplantılar açısından devlet yalnızca müdahale etmeme yükümlülüğüne sahip değil. Gerekli durumlarda toplantının güvenli biçimde gerçekleşebilmesini sağlayacak tedbirleri almak da kamu otoritelerinin pozitif yükümlülükleri arasında değerlendiriliyor.

AYM, barışçıl toplantılara yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca dayanmaması veya orantısız olması halinde demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacağını belirtiyor.

Dolayısıyla modern kamusal alan yönetiminde soru yalnızca “yasaklanabilir mi?” olmamalı.

Asıl soru şudur: Daha az sınırlayıcı bir yöntemle aynı güvenlik hedefi sağlanabilir miydi?

Türkiye’deki temel tartışma: Alanın sahibi kim, karar hakkı kimde?

Parklar ve meydanlar üzerine yapılan tartışmaların altında aslında daha büyük bir mesele yatıyor: Kent üzerinde karar verme hakkı.

Bir tarafta seçilmiş belediyeler, merkezi yönetim, valilikler ve kamu kurumları bulunuyor.

Diğer tarafta kentte yaşayan milyonlarca insan.

Hukuki sistem kamusal alanları yönetme yetkisini kamu kurumlarına veriyor. Ancak anayasal haklar ve yargı içtihatları bu yetkinin sınırsız olmadığını gösteriyor.

Kamusal alanın planlanması, korunması ve güvenliğinin sağlanması idarenin görevi.

Fakat insanların meydanlarda düşüncelerini açıklaması, parklarda zaman geçirmesi, çevresini koruması ve kent yaşamına katılması da demokratik toplumun doğal unsurları arasında.

Dolayısıyla mesele “devlet mi vatandaş mı?” ikilemi değil.

Asıl mesele kamu yönetimi ile temel haklar arasında sürdürülebilir bir denge kurulması.

Kamusal alanların geleceğinde yeni tartışma: Ticarileşme

Türkiye’de önümüzdeki yıllarda kamusal alanlar konusunda yalnızca protesto ve toplantı hakkının değil, ticarileşmenin de daha fazla tartışılması beklenebilir.

Parkların kafeler, restoranlar, otoparklar, etkinlik alanları veya çeşitli işletmelerle giderek daha yoğun biçimde kullanılması kamusal alanın niteliğini değiştirebilir.

Burada önemli olan ticari faaliyetin tamamen ortadan kaldırılması değil.

Soru şu: Bir alanın ne kadarı ortak kullanıma, ne kadarı ekonomik faaliyete ayrılıyor? Bir vatandaş hiçbir şey satın almadan aynı alanda bulunabiliyor mu? Kamusal alan tasarımında insanların önceliği mi yoksa gelir üretme potansiyeli mi belirleyici oluyor?

Bu sorular önümüzdeki dönemde kent politikalarının en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecek.

Sonuç: Park ve meydan tartışması aslında demokrasi tartışması

Türkiye’de parklar, meydanlar ve kamusal alanlar üzerindeki tartışmaları yalnızca imar veya belediyecilik meselesi olarak değerlendirmek eksik kalıyor.

Anayasa’nın toplantı ve gösteri hakkını güvence altına alan 34. maddesi, çevre hakkını düzenleyen 56. maddesi, belediyelerin park ve yeşil alan sorumlulukları ve Anayasa Mahkemesinin giderek gelişen içtihadı birlikte değerlendirildiğinde kamusal alanların aynı zamanda temel hakların kullanıldığı mekânlar olduğu görülüyor.

Kamu otoriteleri güvenliği sağlama ve kent yaşamını düzenleme yetkisine sahip.

Ancak bu yetkinin kullanımı kanunilik, gereklilik ve ölçülülük kriterleriyle sınırlı.

Anayasa Mahkemesinin kararlarında giderek daha belirgin hale gelen yaklaşım da bunu gösteriyor: Bir toplantı veya etkinliğin belirlenen alan dışında yapılması tek başına yasaklama gerekçesi oluşturmayabilir; idarenin somut riskleri ortaya koyması ve daha az sınırlayıcı seçenekleri değerlendirmesi gerekiyor.

Bu nedenle Türkiye’deki kamusal alan tartışmasının merkezindeki soru belki de “Bu park veya meydan kimin?” değil.

Daha doğru soru şu:

Herkese ait olduğu kabul edilen bir kent alanının nasıl kullanılacağına kim, hangi kurallarla ve ne kadar katılımla karar verecek?

Bu sorunun cevabı, yalnızca şehirlerin fiziksel geleceğini değil, Türkiye’deki kamusal yaşamın niteliğini de belirleyecek.

PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Güneş ve rüzgâr kaynaklı elektrik üretiminde rekor: 9,9 kilovat saat üretime ulaşıldı

Sonraki Haber

Karşıyaka’ya Ayhan Gültekin desteği: “Birlikte daha güçlüyüz”

Seda Gökdemir

Seda Gökdemir

İlgili Haberler

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı
Özel Haber

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı

6 Ekim 2026
Filizlenmiş patates yenir mi? Ne zaman atılmalı?
Özel Haber

Filizlenmiş patates yenir mi? Ne zaman atılmalı?

6 Ekim 2026
Şarj aletini prizde bırakanlar dikkat: Telefon bağlı olmasa bile elektrik harcıyor mu?
Özel Haber

Şarj aletini prizde bırakanlar dikkat: Telefon bağlı olmasa bile elektrik harcıyor mu?

6 Ekim 2026
ATM paranızı yutarsa ne yapmalısınız? Para nasıl geri alınır?
Özel Haber

ATM paranızı yutarsa ne yapmalısınız? Para nasıl geri alınır?

6 Ekim 2026
Donmuş et oda sıcaklığında çözdürülür mü? Bu yöntem düşündüğünüz kadar masum değil
Özel Haber

Donmuş et oda sıcaklığında çözdürülür mü? Bu yöntem düşündüğünüz kadar masum değil

6 Ekim 2026
4 gün çalışma 3 gün tatil modeli Türkiye’de uygulanabilir mi?
Özel Haber

4 gün çalışma 3 gün tatil modeli Türkiye’de uygulanabilir mi?

5 Ekim 2026
Sonraki Haber
Karşıyaka'ya Ayhan Gültekin desteği

Karşıyaka'ya Ayhan Gültekin desteği: "Birlikte daha güçlüyüz"

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

En Güncel Haberler

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı
Özel Haber

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı

6 Ekim 2026
THY ev sahipliğinde IATA Dünya Emniyet ve Operasyon Konferansı başladı
İş Dünyası

THY ev sahipliğinde IATA Dünya Emniyet ve Operasyon Konferansı başladı

6 Ekim 2026
Türk askeri Yemen’e mi gidecek? Özgür Özel’den sert çıkış
Politika

Türk askeri Yemen’e mi gidecek? Özgür Özel’den sert çıkış

6 Ekim 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Tekirdağ’da, Naip Barajı’nda doluluk oranı yüzde 11’e çıktı

6 Ekim 2026
Yaşam

İki aile arasındaki keserli ve bıçaklı kavga kamerada

6 Ekim 2026
Yaşam

İstanbul’un kurtuluşunun 103’üncü yıldönümü Taksim’de törenle kutlandı

6 Ekim 2026
Yaşam

Yalova’da heyecanlı kurtarma operasyonu: Balçıkla kaplı dere yatağında mahsur kalan kedileri itfaiyeciler kurtardı

6 Ekim 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Bakan Kacır’dan IAC 2026’da yoğun diplomasi: 5 ülkeyle kritik görüşme

Bakan Kacır’dan IAC 2026’da yoğun diplomasi: 5 ülkeyle kritik görüşme

- Haberton
6 Ekim 2026

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Uluslararası Uzay Kongresi kapsamında bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Bakan Kacır, 77'nci Uluslararası Uzay...

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı

Anayasa ve şehircilik kesişiminde kamusal alan: Haklar, sınırlar ve yetkiler

Filizlenmiş patates yenir mi? Ne zaman atılmalı?

Şarj aletini prizde bırakanlar dikkat: Telefon bağlı olmasa bile elektrik harcıyor mu?

Güncel Haber

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı

Gençlerde kanser vakaları artıyor mu? Dünya Kanser Araştırma Fonu yeni verileri açıkladı

6 Ekim 2026
THY ev sahipliğinde IATA Dünya Emniyet ve Operasyon Konferansı başladı

THY ev sahipliğinde IATA Dünya Emniyet ve Operasyon Konferansı başladı

6 Ekim 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton