İki bebek dünyaya geldi aynı anda. İkisinin de dünyası aynı fakat çevresi farklıydı. Birisi sağlık ocağı bile olmayan, dizlere kadar bata çıka kara bulanarak yürünen köyün çöp tenekesinin dibinde titreyerek açtı gözlerini.
Bir diğeri peluş battaniyeleri bile değil ipeklere sarılarak, korunaklı şatonun en güvenli, en kapsamlı doktorların, uşakların sıraya dizilerek pervane gibi döndüğü sıcacık evinde açtı gözlerini.
Dünyaya gözlerimizi açtığımızda nerede yaşadığımızın bir önemi yoktu. Hiçbir şeyin farkında değildik. Sadece bulunduğumuz her şeye teslimiyetteydik. Geldiğimiz yerde savaşlar, ihanetler, para, nefret, kaos, adaletsizlik ne varsa farkında değildik. Tek bir amacımız vardı yaşamak… Bebekler de bunu yaptı sadece yaşamak gayesi ile var güçleri ile ağladı.
Ağlamak ne gariptir ki köyde dünyaya gelen bebeği o gün hayatını kurtardı! Bir sonraki günlerde ise ağladıkça sesi çıktıkça yediği dayakların sopanın sayısını arttırdı.
Diğer bebek ise ağladıkça pervane gibi dönen insanlar müzik kutusu içerisindeki bebekler gibi volüm arttıkça hızları da arttı. O ağladı dünya sanki bir gününü artık yirmi dört saatte değil on dokuz saatte tamamlar oldu. Ama o bile yetmedi. Yetişemedi.
İki bebek büyüdü, okula gitti , okudu, öğrendi. Tesadüf bu ya aynı zamanda aynı cümle ile bir kitapta rastlaştılar. “İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz…”
Şimdi soruyorum size; şartlar farklı olduğunda gerçekten her istediğimizi yapabilir miyiz dostlar?
Eğer birisi mahkûm olduğunuz hayata sizi hapsedip kapıyı dışarıdan kilitlemişse?
Peki ya kapı dışarıdan değil içeriden kitliyse?
Cevabım şöyle olur dışarıdan kitliyse zor ama imkansız değil. Tarihte en korunaklı esir kampından bile sadece inanıp mücadele ile çok az sayıda insan kaçabilmiştir. Diğerleri ise imkansız diyerek öfke ile oturmuşlardır.
Peki ya kapı içeriden kitliyse???
İşte onu açmak, kurtulmak kendi kendinize yaptığınız hapishane zulmünden çıkmak işte o mümkün değildir….
Esen Kalınız













