Modern şehir trafiğinde, insanlığın evriminin en ilginç örneklerinden biriyle karşılaşırız: Trafikteki telefon profesyonelleri.
Bu birey, aynı anda iki farklı dünyada, iki farklı dilde ve iki farklı ruh halinde yaşamayı başaran nadir bir türdür. Bir elinde direksiyon, diğer elinde telefon, yüzünde ciddi bir iş ifadesi ve dilinde trafikteki diğer sürücülere karşı saniyede üç küfür barındıran bu kişi, aslında bir modern zaman dervişidir.
O, telefonun diğer ucundaki iş arkadaşına, “Evet Beyefendi, çeyrek dönem raporlarını en kısa sürede hazırlayıp size ileteceğim. Kesinlikle, hedeflediğimiz büyüme oranlarına ulaştık.” derken, bir yandan da önündeki araca korna çalıp, el kol hareketleriyle “Haaayır! Geri zekâlı!” diye bağırabilir. Bu, modern iş hayatının ve şehir kaosunun birleştiği, akıllara zarar bir senfonidir. Bu profesyoneller, trafikte bile kariyer merdivenlerini tırmanmaya devam ederler. Onlar için kırmızı ışık, e-postaları kontrol etmek için, yoğun trafik ise bir sonraki toplantının stratejisini belirlemek için bir fırsattır.
Bu durumun asıl ironisi ise, bu kişilerin kendilerini ne kadar önemli ve vazgeçilmez gördükleridir. Hayatın riskini alarak bile bir işi yetiştirmeye çalışmak, modern iş kültürünün ne kadar acımasız olabileceğinin bir göstergesidir. Onlar için, anlık bir iş konuşması, fiziksel güvenliklerinden daha önemlidir.
Sonuç olarak, trafiğin en yoğun anlarında bile profesyonelliğinden ödün vermeyen bu tür, aslında bize çok önemli bir ders verir: İnsan beyni, aynı anda hem bir şirketi yönetmek hem de trafiğin tehlikeleriyle başa çıkmak için tasarlanmamıştır. Gerçek profesyonellik, bir işi ne kadar hızlı bitirdiğinizle değil, o işi bitirirken kendinizi ve başkalarını ne kadar güvende tutabildiğinizle ölçülür.













