Ben deniz Ömer Kırlı; Muğla’nın tozlu arşivlerine, kadim sokaklarına ve her bir karış toprağına sevdalı bir yazar olarak, kalemimi bu kez şehrimizin sessiz ama en görkemli sakinleri için oynatıyorum.
Bizler tarihi genellikle binalarda, kitabelerde veya sararmış evraklarda ararız; oysa bir şehrin asıl hafızası ve sarsılmaz kimliği, o toprağın bağrında milyonlarca yıldır kök salmış endemik değerlerinde saklıdır. Bugün size, dünyada sadece bu dar coğrafyada nefes alan, biyolojik birer mühür niteliğindeki iki dev mirastan; Tülüşah ve Datça Hurması’ndan, bilimsel ve hukuki derinliğiyle bahsedeceğim.
“1978’den Günümüze”
Adını Samson Dağları’nın antik ismi olan “Mykale”den alan Tülüşah (Rhaponticoides mykalea), nam-ı diğer Aydın Gaşağı; bilim dünyasına oldukça yakın bir tarihte dahil olmuştur. İlk kez 1978 yılında keşfedilen bu eşsiz tür, 1979 yılında ünlü botanikçi Arthur Huber-Morath tarafından literatüre “yeni bir tür” olarak kazandırılmıştır. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre Tülüşah, Tehlike Kategorisinde “CR” (Çok Tehlikede) olarak sınıflandırılmıştır. Bu, bir türün doğada yok olmadan önceki son aşaması demektir.
“Kanser Tedavisinde Bir Umut Işığı”
Onu asıl özel kılan, sadece nadir oluşu değil, tıp dünyası için taşıdığı muazzam potansiyeldir. Modern tıp araştırmaları, Tülüşah’ın içerdiği etken maddelerin kanser tedavisinde kritik bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bilim insanları, bu bitkinin genetik şifrelerinde saklı olan bileşenlerin, gelecekte kanser hücreleriyle savaşan hayati ilaçların ham maddesi olabileceği üzerine yoğunlaşmaktadır. Yani Bayır ve Deştin mevkilerindeki o bakir yamaçlarda aslında insanlığın gelecekteki şifası büyümektedir.
“Akademik Birikim ve Kurumsal İş Birliği”
Bu nadide türün korunması noktasında bilim dünyası kıymetli adımlar atmaktadır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi bünyesinde yürütülen envanter çalışmaları ve Necmettin Erbakan Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin moleküler araştırmaları, Tülüşah’ın biyolojik ve tıbbi değerini bilimsel bir zırha büründürmektedir. Komşu illerimizdeki bu birikim, Muğla’mız için de birer aynadır. Arzum odur ki; Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin kıymetli akademisyenleri de bu sürece dahil olsun; bu canlı arşivi saha verileriyle güçlendirsinler. Aynı şekilde, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Muğla Şube Müdürlüğü’nün teknik tecrübesi, akademik çalışmalarla birleştiğinde Tülüşah için en sağlam koruma kalkanı oluşacaktır.
“Kuşadası Örneği: Bir İbret Vesikası”
Ancak bu mirası korumak, sadece kağıt üzerinde planlar hazırlamakla mümkün değildir. Kuşadası Soğucak mevkisindeki Tülüşah popülasyonlarının yaşadığı süreç, önümüzde bir “ibret vesikası” olarak durmaktadır. Koruma altında olduğu söylenen alanlara moloz dökülmesi ve yerleşim baskısı nedeniyle bu türün nasıl can çekiştiğini görüyoruz. Muğla’mızda aynı ihmallerin yaşanmasına asla müsaade edemeyiz. Kuşadası’ndaki o talihsiz sonun Bayır ve Deştin topraklarında tekrarlanması, geleceğe karşı işlenen açık bir doğa suçudur.
“Köklerin Ortak Hafızası”
Muğla’nın endemik zenginliği Tülüşah ile sınırlı değildir. Köklerimin dayandığı Datça’mızın dünyaca ünlü Datça Hurması (Phoenix theophrasti) de aynı ekolojik hafızanın bir parçasıdır. Avrupa’nın ve Türkiye’nin tek doğal palmiye türü olan, buzul çağlarından bugüne direnen bu asil ağaçlar; tıpkı Tülüşah gibi bu coğrafyanın yeryüzündeki gerçek tapu kayıtlarıdır. Bir yanda sarı çiçekleriyle göğe yükselen Tülüşah, diğer yanda Hurmalı Bük’te denize selam duran Datça Hurması…
“Uluslararası Bern Sözleşmesi ve 557.212 TL’lik Sorumluluk”
Tülüşah, uluslararası hukukun güvencesi altındadır. Türkiye’nin de taraf olduğu Bern Sözleşmesi uyarınca “Kesin Koruma Altına Alınan Flora Türleri” listesindedir. Ayrıca, 2018 yılında hazırlanan resmi “Tür Koruma Eylem Planı” ile devlet nezdinde stratejik bir güvenceye alınmıştır. Bugün Tülüşah’ı koparmanın veya yaşam alanına zarar vermenin cezası tam 557.212 TL’dir. Bu rakam, bu biyolojik servete verilen değerin hukuki yansımasıdır.Bizim düsturumuz bellidir: “Bitkiyi koru ki çevre yaşasın!” Şehrin hafızası sadece beton bloklarla değil; zeytiniyle, payamıyla, Datça Hurması’yla ve Tülüşah’ıyla bir bütündür. Gelin; yerel yönetimlerimiz, üniversitelerimiz ve kurumlarımızla el ele verip bu nadide değerleri geleceğe taşıyalım. Muğla’nın hem tarihini hem de doğasını savunmak, aslında kendi geleceğimize sahip çıkmaktır!













