Bir zamanlar toplum dediğimiz şey, bayramda el öpülen, düğünde halay çekilen, komşudan soğan alınan bir şeydi. Şimdi toplum mu? Toplum WhatsApp grubunda “merhaba” yazan ama kimsenin cevap vermediği kişi gibi: var ama yok.
Eskiden sokakta oynayan çocukların topu bahçeye kaçardı, şimdi çocuklar dışarı çıksa mahalleli “kayboldu” zanneder. Herkes evinde, ekran başında, yalnız ama online. Eskiden “akşam yemeğine misafir gelecek” denirdi, şimdi biri kapıyı çalsa önce kameradan bakılıyor, sonra panikle sessize geçiliyor: “Aman ses çıkarmayın, gitmiyor!”
Sosyalleşmenin tanımı da değişti. Birbirine sarılan insanlar değil artık sosyal; birbirinin story’sine emoji bırakanlar sosyal sayılıyor. Hatta toplum öyle bir hâle geldi ki, biri “günaydın” yazsa altına “neden bana yazdın?” diye cevap geliyor. İnsanlar o kadar uzak ki birbirine, bazıları sabahları aynaya bile selam vermeden çıkıyor evden.
Eskiden yaşlılar gençlere nasihat ederdi, şimdi gençler yaşlılara “abi ekran görüntüsünü paylaşma, yine virüs yaydın” diyor. Toplumsal bilgi aktarımı artık kuşaktan kuşağa değil, kuşaktan klavyeye.
Ama suç hep toplumda da değil tabii. Mesela apartmanda aidat toplanacağı zaman herkes kaybolur, ama biri kedi maması koyunca aniden WhatsApp grubu Birleşmiş Milletler toplantısına döner. Toplumumuzun duyarlılığı seçici hafıza gibi çalışıyor: canı isterse çalışıyor, istemezse güncelleme bile yapmıyor.
Yine de umut var. Çünkü hâlâ biri toplu taşıma aracı durunca “boş koltuk!” diye sevinip, yabancısıyla göz göze gelip gülümseyebiliyor. Demek ki içimizde bir yerlerde hâlâ “toplum” denen Wi-Fi’ye bağlanacak şifre duruyor. Belki biraz şifreyi hatırlamak, biraz da modem gibi çalışmak gerek: Arada reset at, bağlantıyı yenile, paylaşmayı unutma.













