Toplum dediğimiz büyük yapının temelleri, aslında çok daha küçük bir yerde, aile içerisinde atılıyor. Bir çocuğun nasıl konuştuğundan insanlara nasıl davrandığına, başarı karşısındaki tutumundan hatalarıyla nasıl yüzleştiğine kadar pek çok davranışın arkasında aileden gördüğü ve öğrendiği değerler bulunuyor.
Bir toplumda birbirinden farklı karakterlere, düşüncelere, davranış biçimlerine ve yaşam anlayışlarına sahip insanların bulunması son derece doğal. Kimi insan daha anlayışlı, kimi daha öfkeli; kimi sorumluluk sahibi, kimi ise sorumluluk almaktan kaçınan bir yapıya sahip olabiliyor.
Elbette bireyin karakterinin oluşmasında okul, arkadaş çevresi, yaşadığı toplum, sosyal medya ve hayat boyunca karşılaştığı insanlar gibi birçok dış etkenin de payı var. Ancak bütün bu etkilerden önce çocuğun karşılaştığı ilk dünya ailesidir.
Çocuk, hayatı önce ailesinin penceresinden görür.
Çocuk önce söyleneni değil, evde gördüğünü öğrenir
Bir çocuğa dürüst olmanın önemini anlatmak elbette değerlidir. Ancak çocuk, anne ve babasının günlük hayatında yalanı sıradanlaştırdığını görüyorsa, söylenen sözlerin etkisi zamanla azalabilir.
Çünkü çocuklar yalnızca kendilerine anlatılanları dinleyerek büyümez. Özellikle küçük yaşlarda çevrelerindeki yetişkinleri gözlemleyerek davranış biçimleri geliştirirler.
Anne babasının insanlara nasıl hitap ettiğini, bir sorun karşısında nasıl tepki verdiğini, yaşlılara nasıl davrandığını, çalışanlara nasıl yaklaştığını, başarısızlık karşısında ne yaptığını ve başkalarının hatalarına nasıl baktığını izler.
Bu nedenle çocuk yetiştirmek yalnızca çocuğa ne yapılması gerektiğini anlatmak değildir.
Asıl mesele, çocuğun önünde nasıl bir insan olduğunuzdur.
Çünkü çocuk çoğu zaman kulağından önce gözleriyle öğrenir.
Ailede normalleşen davranış, çocuğun hayatına taşınabilir
Bir davranış aile içerisinde sürekli tekrarlandığında zamanla normalleşebilir.
Yalanın küçük bir mesele olarak görüldüğü, başkasının hakkına saygının önemsenmediği, öfkenin iletişim biçimi haline geldiği veya insanların sürekli küçümsendiği bir ortamda büyüyen çocuğun bu davranışları doğru kabul etme ihtimali artabilir.
Bunun tam tersi de mümkündür.
Eğitime değer veren, kitap okuyan, araştıran, çalışan, başkalarının haklarına saygı gösteren, hatasını kabul edebilen ve özür dilemekten çekinmeyen bir aile ortamı çocuğun dünyasına da güçlü izler bırakabilir.
Bu nedenle aile, çocuğun karakter gelişiminde yalnızca bir rehber değil, aynı zamanda ilk modeldir.
Özgüvenin temelinde “Yanındayım” duygusu var
Bir çocuğun yaptığı her davranışı onaylamak ile çocuğun yanında olmak aynı şey değildir.
Çocuk yanlış yaptığında onu uyarmak, davranışının neden yanlış olduğunu anlatmak ve gerektiğinde sınır koymak kadar; başarı gösterdiğinde onu takdir etmek de önemlidir.
Ancak bütün bunların üzerinde çok daha önemli bir duygu vardır:
“Ne olursa olsun aileni arkanda hissedebilirsin.”
Çocuk, hata yaptığında ailesinin onu tamamen terk etmeyeceğini, başarısız olduğunda değersiz görülmeyeceğini ve başarı gösterdiğinde emeğinin fark edileceğini bildiğinde hayata daha sağlam adımlarla yaklaşabilir.
Bu destek, çocuğun her hatasının görmezden gelinmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, hatasını fark edebilmesini, sorumluluk alabilmesini ve yeniden denemeyi öğrenmesini sağlar.
Hatasından korkan değil, hatasından ders çıkaran çocuklar yetiştirmek
Çocukların hata yapması kaçınılmazdır.
Önemli olan çocuğun hiç hata yapmaması değil, yaptığı hatanın ardından ne öğrendiğidir.
Sürekli eleştirilen, küçük düşürülen veya başarısız olduğunda sevgisini kaybedeceğini düşünen bir çocuk zamanla hata yapmaktan korkabilir.
Hata yapmaktan korkan birey ise yeni bir adım atmaktan, denemekten ve kendisini geliştirmekten çekinebilir.
Oysa ailesinin desteğini hisseden çocuk, hatayı hayatın sonu olarak değil, düzeltilmesi gereken bir deneyim olarak görmeyi öğrenebilir.
Bu yaklaşım çocuğun özgüvenini beslerken aynı zamanda sorumluluk duygusunun gelişmesine de katkı sağlar.
Başarı kadar çabanın da görülmesi gerekir
Çocuklara yalnızca sonuç üzerinden yaklaşmak da önemli bir sorun oluşturabilir.
“Kaç aldın?” sorusunun yanında “Bu sınava hazırlanırken ne kadar emek verdin?” sorusunu da sorabilmek gerekir.
Çünkü başarı her zaman tek bir sonuçtan ibaret değildir.
Bazen bir çocuğun başarısı, daha önce yapamadığı bir şeyi ilk kez denemesidir. Bazen bir hatasını kabul etmesidir. Bazen korktuğu halde cesaret edip bir adım atmasıdır.
Aile, çocuğun yalnızca sonucunu değil, emeğini de görebildiğinde çocuk kendisini yalnızca başarıları üzerinden değerlendirmemeyi öğrenebilir.
Çocuğun karakteri, evdeki küçük ayrıntılarda şekillenir
Çocuğun karakterini yalnızca büyük konuşmaların oluşturduğunu düşünmek yanlış olur.
Evde kullanılan kelimeler, tartışma biçimleri, özür dileme kültürü, başkalarına gösterilen saygı, verilen sözlerin tutulup tutulmaması, başarısızlık karşısındaki tavır ve hatta bir başkasının arkasından konuşurken kullanılan ifadeler bile çocuğun zihninde yer edebilir.
Çocuk bütün bunları kaydeder.
Belki o anda hiçbir tepki vermez. Ancak zaman içerisinde gördüklerini kendi davranış dünyasına taşıyabilir.
Bu yüzden anne ve babanın çocuğa verdiği en güçlü eğitim, çoğu zaman kendi yaşam biçimidir.
Bir çocuğa baktığımızda sadece bir birey görmeyiz
Elbette her birey yalnızca ailesinden ibaret değildir.
İnsan büyüdükçe kendi kararlarını verir, farklı insanlarla tanışır, farklı çevrelere girer, eğitim alır, yaşadığı deneyimlerle değişir ve kendi karakterini yeniden şekillendirebilir.
Ancak çocukluk döneminde aileden alınan ilk değerlerin insanın hayatında güçlü bir iz bıraktığı da göz ardı edilemez.
Bu nedenle toplum içerisinde gördüğümüz bir davranışın arkasında yalnızca bireyi değil, o bireyin yetiştiği ortamı da düşünmek gerekir.
Çünkü bir çocuğun davranışında bazen bir ailenin iletişim biçimini, değerlerini ve hayata bakışını görmek mümkündür.
Güçlü toplum, güçlü ailelerle başlar
Toplumun daha anlayışlı, daha dürüst, daha eğitimli, daha saygılı ve daha sorumlu bireylerden oluşmasını istiyorsak bunun yalnızca okuldan, devletten veya toplumun diğer kurumlarından beklenmesi yeterli değildir.
Değişimin başladığı en önemli yerlerden biri ailedir.
Çocuğa dürüstlüğü anlatırken dürüst olmak, saygıyı öğretirken saygılı davranmak, kitap okumasını isterken okumaya zaman ayırmak, çalışkan olmasını beklerken emeğin değerini göstermek ve hata yaptığında onu yalnız bırakmak yerine hatasının sorumluluğunu almayı öğretmek gerekir.
Çünkü çocuklar geleceğin yetişkinleridir.
Bugün evin içerisinde gördükleri davranışlar, yarının toplumunda karşımıza çıkabilir.
Belki de bu nedenle toplumun nasıl olmasını istiyorsak, önce evlerimizde nasıl bir davranış kültürü oluşturduğumuza bakmalıyız.
Çünkü toplumun karakteri, ailelerin içerisinde şekillenir.
Ve çoğu zaman bir çocuğa baktığımızda, yalnızca bir çocuğu değil; ona hayatı öğretmeye çalışan bir ailenin bıraktığı izleri de görürüz.













