Bir teröristin kimliğini belirleyen şey doğduğu topraklar, konuştuğu dil veya taşıdığı soyadı değildir. Onu tanımlayan, masum insanlara karşı işlediği suçlar ve benimsediği şiddet anlayışıdır. Terörü bir etnik kimliğe mal etmek, yalnızca gerçekleri çarpıtmakla kalmaz; terörün asıl mağdurlarından biri olan halklara da haksızlık eder.
Bugün bazı çevreler, terör örgütlerinin işlediği suçları Kürtlerin tamamına mal etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım hem vicdansızca hem de tarihsel gerçeklerden uzaktır. Çünkü Kürtler, terör örgütlerinin tapulu malı değildir. Kürt halkı; ailesiyle, emeğiyle, kültürüyle, diliyle, gelenekleriyle ve bu ülkeye kattığı değerlerle kendi başına büyük bir toplumsal gerçekliktir.
Kürtleri terörle özdeşleştirmek büyük bir haksızlıktır
Kürt vatandaşlarımız arasında öğretmenler, doktorlar, mühendisler, işçiler, çiftçiler, sanatçılar, askerler ve bu ülkenin geleceği için emek veren milyonlarca insan vardır. Onları birkaç silahlı örgütün eylemleri üzerinden değerlendirmek, akla ve adalete aykırıdır.
Bir insanın Kürt olması onu terörist yapmadığı gibi, başka bir etnik kökene mensup olması da onu terörden muaf tutmaz. Suçun ölçüsü etnik kimlik değil, kişinin fiilidir.
Terör örgütleri, halkların acılarını kendi siyasi amaçları için kullanır. Gençleri kandırır, aileleri parçalar, sivilleri hedef alır ve toplumlar arasında düşmanlık üretir. Bu nedenle teröre karşı çıkmak, herhangi bir halka düşmanlık etmek değil; insan hayatını, huzuru ve adaleti savunmaktır.
Kürt halkının onuru, terör örgütlerinin propagandasından büyüktür
Kürtlerin tarihi, kültürü ve toplumsal dayanışması hiçbir örgütün propagandasına indirgenemez. Kürt halkının onuru; çocuklarının geleceğinde, alın terinde, kültürünü yaşatmasında ve barış içinde yaşama hakkındadır.
Kürt vatandaşlarımızı terörle yan yana anmak isteyenlere verilecek en güçlü cevap, ayrımcılık değil; hakikattir. Bu hakikat şudur: Kürtler terörün temsilcisi değil, terörün gölgesinde yaşamaya zorlanan milyonlarca insandır.
Terör örgütlerinin Kürt halkı adına konuşma iddiası da sorgulanmalıdır. Hiçbir silahlı yapı, bir halkın tamamının iradesini temsil ettiğini iddia ederek masum insanların hayatına kastetme hakkına sahip değildir.
Sertlik, hakikatten uzaklaşmak değildir
Teröre karşı en sert duruş; suçluyu etnik kökeni üzerinden değil, işlediği suçlar üzerinden yargılamaktır. Sivilleri öldüren, çocukları hedef alan, insanları korku içinde yaşatan herkes hesap vermelidir. Bu mücadelede hukuk, adalet ve insan onuru temel alınmalıdır.
Kürt halkına yönelik toplu suçlamalar ise terörle mücadeleyi güçlendirmez; tam tersine toplumun ortak vicdanını yaralar ve terör örgütlerinin bölücü propagandasına zemin hazırlar.
Sonuç olarak, teröristlerin kimliğini tartışmak yerine suçlarını konuşmalıyız. Kürtleri hedef göstermek yerine terörün gerçek sorumlularını teşhir etmeliyiz. Çünkü bu ülkenin huzuru, halkları birbirine düşman etmekten değil; adaleti herkes için savunmaktan geçer.
Terörün milleti yoktur. Suçun bahanesi yoktur. Kürt halkının ise terör örgütlerinden çok daha büyük bir tarihi, onuru ve geleceği vardır.













