Tatil, bir zamanlar sadece dinlenmek, kafa dinlemek ve yorgunluğu atmak için yapılan bir eylemdi. Şimdi ise, bir performans, bir yarışma.
En iyi fotoğrafı çekmek, en lüks yerde konakladığını göstermek ve en egzotik yemeği yediğini kanıtlamak… Tatil, bir dinlenme fırsatından çok, bir sosyal medya vitrinine dönüşmüştür.
Komik olanı, tatile giden birçok kişinin, dinlenmek yerine daha çok yorulduğunu görmektir. “Şu meşhur kafeye gidelim, orada fotoğraf çekilmemiz lazım,” “Akşam yemeğinde en popüler restorana rezervasyon yaptırdın mı?” gibi telaşlar, tatil ruhunu öldürür. Tatile gitmek, bir “yapılacaklar listesi” haline gelir.
En komik olanı ise, tatile giden bir insanın, telefonunun şarjının bitmesinden duyduğu derin acıdır. Sanki şarjı biten telefonla birlikte, o kişinin tatili de bitmiş gibi hisseder. Oysa tatil, bir şarj aletine bağlı değildir; bir ruh haline bağlıdır.
Tatile gitmek, sadece bir yer değiştirmekten ibaret değildir. Zihnimizi, ruhumuzu ve bedenimizi dinlendirmek içindir. Bazen telefonumuzu bir kenara bırakıp, sadece güneşin batışını izlemek, en iyi filtreyle çekilmiş fotoğraftan daha güzel bir anı bırakır.












