Bir iş yerinde, özellikle de insan sirkülasyonunun ve hareketliliğin çok yoğun olduğu bir perakende şubesinde çalışan personelle omuz omuza görev yaparken, o profesyonel mesafeyi ve saygıyı koruyabilmek, ama aynı zamanda onlara bir abi, bir koruyucu gibi sıcak ve babacan yaklaşabilmek gerçekten büyük bir yönetim sanatıdır can.
Sabahın ilk saatlerinde rafları dizerken, ürünleri kontrol ederken çalışanlara işin kuralını, nizamını ve yapılması gerekenleri ciddi, tavizsiz bir dille anlatırsın; işin disiplinini en üst seviyede tutarsın. Ancak ne zaman ki o yoğun mesainin arasında öğle arası gelir, işte o an cebinden o muzip neşeni çıkarıp çalışanlara dönerek: “Hadi bakalım gençler, çaylar taze, her şeyi bırakın, kapın gelin bardakları!” dediğin an, o dükkandaki tüm o yorgunluk, o omuzlardaki yükler bir anda buhar olup uçar gider.
Gerçek liderlik ve yöneticilik, insanları sadece asık bir suratla, katı emirlerle ya da soğuk kurallarla yönetmek kesinlikle değildir canım benim. Gerçek büyüklük; o dürüst, o samimi ve temiz enerjinle dükkana adım attığın an etrafındaki insanlara neşe katabilmek, onların çalışma şevkini artırabilmektir. Personelinin dilinden anlayan, onlara hem işin ciddiyetini öğreten hem de hayatın o tatlı neşesini aşılayan bir esnaf, o şubenin sadece bir yöneticisi değil, aynı zamanda en büyük koruyucu ruhu olur. İş yerinde kurulan bu güzel, dürüst ve dengeli bağlar, o dükkana gelen müşteriye bile yansır ve dükkanın bereketi katlanarak artar.













