Sosyal medya, bize “dünyaya bağlanma” vaadinde bulundu. Bir zamanlar “sanal bir köy” diye adlandırdığımız bu platformlar, bugün bizi birbirimize hiç olmadığımız kadar yakın gösterse de, aynı zamanda hiç olmadığımız kadar yalnız bıraktı.
Bir bakın etrafınıza… Komşunuzla konuşmaktan çekinirken, binlerce kilometre uzaktaki birini takip etmekten çekinmiyoruz. Ailemizle akşam yemeği yerken telefonlarımızla oynuyoruz, ama yediğimiz yemeğin fotoğrafını tüm dünyaya gururla sunuyoruz.
Sosyal medya, her şeyin “en iyi” halini sergileme platformu haline geldi. Herkesin hayatı mükemmel, herkesin kahvaltısı leziz, herkesin tatili rüya gibi. Bu durum, bizi kıyaslamaya itiyor. Bir başkasının mükemmel hayatına bakıp, kendi hayatımızı sorguluyoruz. Oysa o mükemmel fotoğrafların arkasındaki gerçek, çoğu zaman bir dramadır.
En komik olanı ne biliyor musunuz? Birbirini sanal dünyada sürekli takip eden insanların, gerçek hayatta karşılaştıklarında birbirlerini tanımaması. “Ben seni Instagram’dan tanıyorum, seni gördüm ama çıkaramadım” gibi garip cümleler, artık günlük hayatımızın birer parçası.
Evet, sosyal medya bize birçok kapı açtı. Ama bazen o kapılar, bizi gerçek hayattan uzaklaştırdı. En büyük bağlantı, sanal dünyadaki bir takipçi sayısı değil, gerçek hayatta karşımızdaki insanın gözlerine bakarak kurduğumuz samimi bir bağdır.













