“Meselenin özünü göremeyen kabuğuyla oyalanır” derler. Herkes bardağı taşıran son damlayı işaret ediyor, suçlu diye. Oysaki temel etmen ve tek suçlu bardağı taşıran son damla değildir. Odaklanılması gereken nokta o bardağın dolma sürecidir…
Olaylar tek nedene indirgenmeyecek karmaşık bir tabloyu işaret eder. Taşma noktasına gelene kadar biriken toplumsal sorunların görmezden gelinmesi, harekete geçilmemesi, önlem alınmaması ve sessiz kalınmasıdır. Bundan dolayı düşünmeye son damladan değil, ilk damladan başlamalı. Çünkü her sonuç bir nedenin değil, çoklu nedenlerin eseridir. Mesele ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik katmanlarıyla irdelenmeli.
Bir nesli inşa eden; o toplumun kültürü, siyaseti, sanatı, eğitimi, alışkanlıkları, iletişim ve ilişki halleridir. Çocuklar yaşadıkları toplumun eseridir. Çocuk ve ergen, etrafında gördüğü kişilerin iyi veya kötü niteliklerinden etkilenir. Dönemsel olarak aldıklarını yansıtırlar. Ekilen biçilir. Çocuk bir üründür. Kısacası içine doğdukları ve büyüdükleri ülke ve insan gerçekleri nesilleri şekillendirir. Toplum neyse çocuklar da odur. Hani demişler ya: “Anan soğan, baban sarımsaksa; sen gül kokmazsın…” Zira insanlar birbirine davranış aktarır, gördüklerinden etkilenirler. Çocuklar, kendilerine gösterilen hayatın ve o hayatın dilini öğrenirler. Onlarla evde, sokakta, okulda kurulan iletişim ve ilişkiler temel etkendir.
Fakat diğer yandan günümüz çocukları artık yalnızca ailenin, çevrenin ve okulun dünyasında büyümüyor. Onlara çok şey sunan, fakat büyük tehlikeler de barındıran ve kontrol edilmesi çok zor olan bir dijital evrenin de içindeler. Aile bir ses, okul ayrı ses; ama ekranlar çok daha farklı ve yüksek sesle konuşuyor. Çok farklı kaynaktan etkileşim var. Sınırlar kalktı, etkiler çoğaldı, kontrol daraldı. Artık çocuğun nasıl bir dünyada büyüdüğü daha da önem kazandı. Ancak sorunların kaynağının tek nedeni teknoloji, medya, sosyal medya ve tv ekranları değildir. Ne var ki şu da unutmamalı; çocuklar kiminle ve ne ile daha fazla vakit geçiriyorsa, ona benzerler. Cep telefonlarımızdan daha çok, çocuklarla meşgul olmalıyız…
Toplum olarak şiddeti fiziksel, sözel ve psikolojik olarak her şekliyle çocuğun, ergenin, gencin hayatına bir şekilde sokuyoruz. Şiddeti öğrenmek için oyunlara ve dizilere gerek yok, şiddet her yerde. Hem yaşanıyor hem izleniyor. Ruhlara işlenmiş bir şiddet dili var. Toplumsal ruh hali neyse, ardından oluşan toplumsal zemin de buna göre biçimlenir. Böyle bir toplumsal iklimde çocuk ve ergen farklı bir dil geliştir(e)mez. Eğer toplumsal yaşamımızda öfke alkışlanıyorsa, aşağılamalar, hakaretler günlük yaşamın sıradanı haline geliyorsa, şiddet toplumsal bir dil haline gelmişse, bu zehirli iklim okul duvarlarına da elbette siner. Yani yaşanan şiddet okul kapılarından içeri bir anda girmedi. Başta siyasette olmak üzere hayatın her alanında öfke, sertlik birikti. Farklı ses düşman, itiraz etmek tehdit olarak algılanıyor. Tahammül değil, karşıdakini bastırma öğreniliyor. Çünkü görülen o… İyilik ve iyiler değil, kötüler ve kötülük hep manşette, görünürde… Zemin kaygan ve kırılgan. Mesele çok boyutlu ve çok katmanlıdır.
Şunu da göz ardı etmemek gerekiyor: Yetişen çocuk, ergen ve gençlik savaşı, krizi, adaletsizliği, gelecek kaygısını, bozulan hasta sistemi, ekonomik sorunları, işsizliği, sosyal izolasyonu, kayırmacılığı, liyakatsizliği, yasa tanımazlığı, bölünmüşlüğü, sahteliği, hileleri, çeteleşmeyi, kepaze rol modelliği, cezasızlığı, eşitsizliği ve bitmeyen öfkeyi bir şekilde görüyor. Farkında olmasa bile, bunların ev içi ebeveynlere etkileri ve onlardan kendilerine yansımasını yaşıyor. Sürekli suç ve şiddet içeren kötü haber akışına tanıklık ediyor. İşte bütün bunların etkisi de işin başka bir boyutu. Göz ardı edilmemeli.
Dolayısıyla yaşanan şiddet olaylarını tek bir sebebe dayandırılarak açıklamak ve buna göre çözüm bulmaya çalışmak kolaycılıktır. Yarayı sadece üstten temizlemek yeterli olmaz. Çocukların, ergenin ve gençlerin öfkesini, yalnızlığını, dışlanmışlığını, kırılganlığını, kaygısını görmemiz, anlamamız gerekiyor. “Dünya kötüye gidiyor” duygusu kimini pasifleştirir kimini radikalleştirir. Yapılacak şey sadece olayları konuşmak değil, buna sebep olan iklimi değiştirmektir. Ana babalardan yakınlarımıza, öğretmenlerden okul müdürlerine, siyasilerden sanatçılara ve ülke yöneticilerine kadar, önce kendimize bakalım. Çocukların kabahati yok. Düzeltilmesi gereken sistemdir, eğitimdir, ailedir, ana babalardır, yetişkinlerdir, iletişimdir…













