Ankara, uyumayan bir şehir olsa da, onun sabahları, bir kahramanın sessiz adımlarıyla başlar: gazete dağıtıcısı.
Bu meslek, sadece haber taşımakla sınırlı değildir; o, şehrin uykusundan uyanışına şahit olan, her sabah yeni bir hikayeyi kapılara bırakan bir ritüeldir.
Gazete dağıtıcısı, adeta bir zaman yolcusu gibidir. Herkesin yorganına sarılıp en tatlı rüyaları gördüğü saatlerde, o, şehrin sessiz sokaklarında bir hayalet gibi süzülür. En iyi rotaları, en kestirme yolları ezbere bilir. Kimi zaman bir köpekle “dostluk” kurar, kimi zaman da erken kalkan bir fırıncıyla kısa bir sohbet eder. Bu, bir nevi “görünmezler kulübü”dür.
Bu mesleğin komik yanı ise, hava durumuna karşı verilen ebedi mücadeledir. Kışın ayazında, parmak uçları donarken gazeteyi doğru adrese atmak bir sanattır. Ya da yazın o kavurucu sıcağında, ter içinde kalmışken son gazeteyi yetiştirmek, adeta bir maraton koşusu gibidir. Her bir gazete, bir sonraki adrese atılan birer umut ve komedi fişeğidir.
Ankara’da gazete dağıtıcısı olmak, sadece bir iş değil, aynı zamanda şehrin ruhunu en iyi anlama biçimidir. O, her kapıya bırakılan gazetenin, o evin sabahına nasıl bir yön vereceğini sessizce izler. Kiminin gününe neşe, kiminin gününe ise ciddiyet taşır. Bu yüzden, bir sonraki sefer sabah kapınızın önünde gazetenizi gördüğünüzde, o anın ne kadar özel ve ne kadar komik bir hikayenin sonucu olduğunu hatırlayın. Çünkü gazete dağıtıcısı, sadece haberleri değil, aynı zamanda Ankara’nın o eşsiz ruhunu da evinize getirir.













