Gözünü yediğim Ankaralılar, nörüyonuz bakam? Geçen gün “Şöyle Bilkent, Şehir Hastanesi taraflarına bir geçeyim” dedim, Kızılay’dan dolmuşa atladım. Yanıma bir abi oturdu. Ama abim dolmuşa değil, sanki bağlama kursunun deposuna oturmuş! Sırtında devasa bir kılıf, elinde mızrap, parmaklarda yüzükler… Belli ki gece pavyonda bağlamayı inletmiş, gündüzün hayrına eve dönüyor.
Bizim şoför abi de teypte hafiften bir bozlak açmış, arabayı süzüyor. Arkadan dolmuşa yeni binen bir teyzemiz şoföre seslendi:
– “Oğlum, Kalp Damar Cerrahisi’nin önünde indirebilir misin la? Yüreğimde bir sıkışma var!”
Sırtında bağlaması olan abi bir an durdu. Teyzeye doğru döndü, gözlüğünün üstünden öyle bir baktı ki sanırsın Ordinaryüs Profesör!
– “Abla,” dedi, “Kalp damar kolay iş. Sen asıl bağlamanın bam teline basılınca yürekte oluşan o cızlamayı doktorlara anlatamazsın! Söyle bakayım, senin sancı “La” karardan mı geliyor, “Do” diyezden mi?”
Teyzem şöyle bir geri çekildi, elindeki tahlil poşetini bağrına bastı:
– “Oğlum ne Do’su, ne La’sı la? Ben kanda kolesterol yüksek çıktı diyom, sen bana makam anlatıyon!”
Pavyon sazcısı abi hiç bozuntuya vermedi. Mızrabı parmağında evirdi çevirdi, noktayı koydu:
– “Abla kolesterol dediğin nedir ki? İki porsiyon dönerin azizliği! Sen akşam bana gel, ben sana bir ‘Hüdayda’ çalayım, damarlardaki bütün yağlar ritme ayak uydurup kendi kendine erir vallahi!”
Şoför abi dikiz aynasından olaya dahil oldu, kornaya iki kere bastı:
– “Usta doğru söylüyor abla! Geçen gün benim bel fıtığı azdı, arabanın teybine Neşet Ertaş’ı bir koydum, üçüncü türküde belim fıtığı unuttu, dikiz aynasıyla oynamaya başladı!”
Tüm dolmuş başladık gülmeye! Hastane yolundaki adamın bile içindeki o muziplik, o Ankaralı neşesi bitmiyor gardaşım!
Lafın özü; kalbiniz sağlam, bağlamanız akortlu, muhabbetiniz daima demli olsun!
Hadi kalın sağlıcakla!












